Keçenin ve keçeciliğin tarihi kaç yıllık olduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ancak keçe dokumasının ilk olarak M.Ö. 3. 4. Yüzyıllarda Orta Asya'da Ön Türklerden Hun, Göktürk ve oğuz boyları arasında üretildiği, kurganlarda (Tük mezarları) ortaya çıkan kalıntılardan anlaşılmaktadır. Keçe sanatı, Anadolu topraklarına Türk göçleri ile gelmiş, varlığını Anadolu Selçuklu Devleti döneminden itibaren sürdürerek günümüze taşınan bir sanat olayıdır.
Bir başka kaynaklarda, keçenin tarihi, M.Ö. 1200-1100 tarihine uzanan Hitit Kanunları ve Homeros'un İlyada adlı yapıtında yer almaktadır.
Tarihi kökenine bakıldığında büyük bir buluş olan keçe dokuması el sanatı olarak Türklerin geliştirdiğine dair kaynaklara göre keçecilik tarihi 3000 yıla kadar dayandığını yazarlar. Anadolu’da ise keçenin ve keçilik dokuma sanatının 10. ve 11. Yüzyıllarda Orta Asya’dan Anadolu'ya göçebe Türklerle birlikte girmiştir.
Keçe, Türklerin Orta Asya’nın doğa koşullarında sürüler ile konargöçer toplum olarak yaşamlarından dolayı yünden tepilerek sıkıştırılmasıyla oluşan bir tür kalın, su ve soğuk geçirmez bir dokumadır. Türklerde keçeden yapma “Yurt” adı verilen keçe çadırların en büyük özelliklerinden olan su, ısı, ışık ve ses geçirmezliğidir. Ayrıca mikrop ve böcek koğuculuğu ile önem taşır.
Orta Asya’dan Anadolu’ya getirilmiş, Anadolu’da Türk el sanatları olarak 11. Yüzyıldan itibaren yünlerden tepilerek üretilmiştir. Bu konuda en belirleyici kaynaklardan biri de Kaşgarlı Mahmud'un “Divan-ı Lügat-it-Türk” adlı ilk Türkçe yapıtında keçe deyimi orada ilk kez geçmektedir
Türkler keçeden içinde barınılan obalar (çadırlar) dışında birçok alanda kullanmışlardır. Bu işlemler arasında şapka, kepenek, evlerde sergide kullanılan ev eşyası, çeşitli süs eşyası, at eyerlerinde gibi alanlarda kullanılmıştır. Kafkas, Kırgız ve Kazak Türkleri keçeden bir tür resimde görüldüğü gibi “kalpak” adı verilerek kullanmaktadırlar.
Türkler arasında keçenin kullanım alanları, evlerde, çadırlarda yerlere serilen “yazgı” adıyla bilinen ev eşyası yapılması yanında, giyim ve süs eşyası olarak ta kullanıla gelmiştir. Ayrıca, eyer keçesi, süt keçesi, çobanların davar güderken karlı, yağmurlu ve soğuk havalarda giydikleri giysidir. Ayrıca kepenek yanında, başa giyilen başlık, ayağa giyilen çorap-çizme gibi alanlarda kullanılır.
Keçe denince Anadolu insanının aklına, koyunların yünleri kırkılarak elde edilen yünlerin keçeleşmesi için bu yünlerin ısı basınç ve nem altında tepilerek keçeleştirilmesinden meydana gelendir.
Yünden yapılan keçe, kolay kolay suyu emip içine çekmez. Ancak ortamdaki fazla nemi emer ve nem oranını doğal bir şekilde düzenler. Bir başka özelliği, ateşe karşı dirençli olup kolay kolay yanmaz. Ayrıca alerjik ortamların da olanak vermez. Dahi, bit, pire, akrep, yılan, karınca gibi birçok haşarat keçenin yanına yaklaşmaz.
Türkler keçeden yapılmış çadırlara “yurt” veya “oba” derler. Konargöçer yaşam sürdüren Türkler, Keçe çadıra bir başka, “dürüm ev” adını da vermişlerdir. Çünkü konargöçer Türkler bir yerden bir yere göç ederlerken derlenip toplanıp dürülen olmasından dolayı adına “dürüm ev” demişlerdir.
Çeşitli desenlerle işlemeli süslerle donatılmış keçeler ile evlerde, çadırlarda sedir üzerine konanlara ve yere serilene de “yaygı” adı verilir.
Keçeden yapılan başlığa da “börk” denir.
Günümüzde genellikle Kazan Tatarları, Özbekler, Uygur Türkleri tarafından kullanılmaktadır. Hatta Uygur Türkleri keçe başlığı ulusal başlık olarak kabul ederler.