3 Şubat 2026 Salı

AKP'Lİ ÖZLEM ZENGİN DİLİNDEN BAZI SÖZLER

 

AKP Milletvekili Özlem Zengin’in Üslubu ve Zihin Bulandıran Sözleri
Diyor ki: “Muhalefet, gerçekte ilgi duymadığı konuları popüler kılmaya çalışıyor. Emeklilerle ilgili, hayatla ilgili problemler var. Bu problemleri sahici olarak gündemlerine almıyorlar, buradan ne kadar rating çıkar diye bakıyorlar.der. 
AKP Milletvekili Özlem Zengin

Zengin: “Emeklileri gündeme getirmek reyting malzemesi oldu.” Diyor. Alışmışlar emeklilerin sus pus olmasına. Artık emekliler yetinemez oldular, akılları başlarına geldi, AKP’ye tepkileri her geçen gün artıyor, emeklilerin gündemde kalmasından rahatsız olmaya başladılar. Ey emekli sen bunlara hala oy verecek misin?

Özden Zengin emekli maaşları için: “Yeterli olmadığını biz de görüyoruz. Türkiye’nin şartları en müsait olduğunda düzeltilecektir.” 24 yıl geçti, ne zaman gelecek o günler?

Özlem Zengin’e CHP İstanbul milletvekili Gökhan Günaydın soruyor: “Binlerce insan boşta gezerken AKP'lileri ve yandaşların çocuklarını mülakatsız, sınavsız işe alıyorsunuz. Hiç mi utanmıyorsunuz?” tepkisine Özlem Zengin’in yanıtı: “Evet utanmıyoruz, gurur duyuyoruz yaptığımız işten.” Oluyor. Bu bir tür itiraf değil mi?

Özlem Zengin: “Garip, gureba bize her zaman oy verir. Emeklilerle alakalı mesele bizim için çok önemli bir meseledir. Daha alt gelir düzeyinde olanlar, daha az eğitimliler, hatta şehirli olmayanlar, bizim seçmenimizdir.” Diyerek emeklileri aşağılıyor bu sözleri ile!

Zengin’in bu sensiz sözlerine, yıllarca emek verip çalışıp, her ay tıkır tıkır emeklilik primini ve vergini ödeyip hak ettiği emeklilik parası alanlara “gariban” demesinden yoğun biçimde sert tepkiler almasından dolayı “utanmadan” emeklilerden helallik istedi. Özlem Zengin’in “gariban” bıraktıkları emeklilerin kendiler kendilerinin yanlış, yandaş siyasetleri yüzünden “gariban” oldular, sonra da helallik istemeye utanmıyor!

Ocak 2026’ya göre: Önce 18 bin 900 yüz lira yaptıkları emekli maaşını tepkiler üzerine 1000 lira artırarak 20 bin lira yapanlar, Özlem Zengin’e 170 bin lira emekli maaşı, 273 bin lira sürdürdüğü milletvekili maaşı olan 273 bin lira ile toplam 443 bin lira ödenmektedir. Ancak muhalefetin emekli maaşlarının artırılması için uğraşılarına, laka, çak konuşmakta!

Özlem Zengin’in üslubu ve konuşmaları zihinleri tırmalayıcı nitelikte…
Emeklilere ödenek paraları sanki devlet değil de AKP’nin kasasından ödüyorlarmış gibi velvele veriyorlar.

Ancak ülkede “Emekliler Fonu” var, o fonda toplanan paralar emeklilikleri gelenlere o fonda biriken paralardan ödenmesi gerekmektedir. İktidar sıkıştıkça o fona biriken paraları amacı dışında kullandığından, emeklilere yeteri kadar para veremiyorlar. O fonda biriken emekli paraları iktidar sıkıştıkça başka alanlarda kullanmamış olsaydı bugün en düşük emeklilerin alacağı aylık 50 bin lira olurdu!

Emekliler üzerinden dalga geçen AKP Milletvekili Özlem Zengin’e ve AKP’ye tepkiler çığ gibi büyüyor. Kendisinin her ay 450 bin lira maaşı cebine indiren Özlem Zengin 20 bin lira emekli maaşı ile geçim sıkıntısı çeken ve rezillik seviyesindeki emeklilere sözü: “günü geldiğinde haklarını gözden geçireceğiz” diyerek emeklileri avuttuğunu sanıyor.

20 bin lira alan asıl ile 450 bin lira alan vekil arasındaki denge alabildiğine uçurumda. Yani, milletin seçip vekil olarak meclise gönderdiği vekil, seçen emeklilerin 22.5 ayda aldığı parayı o vekil bir ayda alıyor. Sonra da emekli halka dalga geçercesine sözler dillendiriyor.

Ayrıca dünyada görülmemiş bir uygulama daha var ki, emek gücüyle çalışan bir işçi en az 25-30 yılda emekli olabiliyorken, bir milletvekili ise iki yıl meclis görevi sonrası emekli oluyor. Bu helal mıdır? Türkiye Büyük Millet Meclisinde vekillik görev yapan 600 milletvekilinin 500 tanesi emeklilik ve milletvekillik maaşı ile toplam 450 bin lira maaş alıyor. Bu hak mıdır? Özlem Zengin’de milletvekilliği emekliği ve sürdürdüğü milletvekilliği toplam maaşı 450 bin lira alanlardandır.

Yetmedi, ayrıca, milletvekilinin siyah pasaportu, Çakarlı araba kullanması, mecliste nerdeyse bedava sayılan cüzi bir ücret ödeyerek yeme içme olanağı, lüks kuaför hizmetleri, havalimanı ve gümrüklerde Vip geçiş olanağı, bedava sağlık hizmetleri cabası. Birde bakıyorsun vekil Özlem Zengin aldığı kıyak maaşıyla kalkıp emekliye verilen bir aylık 20 bin lira maaşının 22,5 katını bir ayda alarak ahkam kesip asli unsur olan emekliler ile dalgasına sözler dillerine yakıştırmaları cabası!

Değişik Basından alıntılar Şubat 2026

12 Ocak 2026 Pazartesi

CHP'DEN SEÇİLİP AKP'YE GEÇEN HASAN UFUK ÇAKIR ve İDDİA EDİLEN SABIKALARI

 

Hasan Ufuk Çakır, CHP’den AKP’ye Geçti Erdoğan'ın Posterine Bile Selam Verdi 

Hasan Ufuk Çakır, Seçmeni aldatarak bile vicdanen, kalben, fikren ve aklen AKP’den yanaydım, şimdi ise bedenen AKP’li oldum” dedi.

Hasan Ufuk Çakır: “Millete sordum, ‘Nereye geçeyim’ dedim, ‘AK Parti’ye geç’ dediler. Ben de milletin dediğini yapıyorum.” Diyerek CHP’yi AKP grup toplantısında gazetecilerin “neler söylemek istersiniz?” sorusuna CHP’yi ağır biçimde suçlayan yanıtı şöyleydi: “Çok mutluyuz, memlekete hizmet etmek için geldik. Haksızlığın, pisliğin, iftiranın karşısında durmak için geldik. Bu kadar, net. Namuslu CHP seçmenleri iftiracıların peşinde olmaz. Sahte Atatürk’lerine peşinde olmaz. Devletinin, bayrağının yanında olur. İngiltere'ye, Almanya'ya şikâyet eden bir ana muhalefet partisini ne bir CHP'li ne de Türk milleti tanımaz” der.

Bu yukardaki CHP’yi pislik olarak gösteren Hasan Ufuk Çakır’ın karıştığı “pislikler” oluşturan 13 ayrı olay kaydı arasında “Oto hırsızlığı, “kasten yaralama”, “tehdit”, “hakaret”, “konut dokunulmazlığını ihlal”, “iş ve çalışma hürriyetinin ihlali” gibi suç başlıkları olduğu belirtilen haberde “Hasan Ufuk Çakır’ın Adli Sicil Belgesi’nin standart bölümde “Adli Sicil Kaydı Yoktur” ibaresi yer aldı. Belgeye eklenen arşiv bölümünde, ancak geçmişte verilen ve infazı tamamlanan cezaları gösteren “Adli Sicil Arşiv Kaydı” bulunduğuna dair bilgiler, arşiv dökümleri polis kayıtlarında yer alan olayların bir kısmına ilişkin yargılamalar sonucunda verilen kesinleşmiş kararlar olduğu gerçeği bulunmaktaydı denilmektedir.

İşte bu gibi kişileri alıp bünyesine milletvekili seçtirme hatasının ürünüydü bu sözler!

Çakır hakkındaki mahkeme kararları şöyle açıklanmaktadır: “Mahkeme kararlarına göre, Mersin Asliye Ceza Mahkemeleri’nde görülen iki ayrı dosyada, 2012 yılında işlenen suçlar nedeniyle Çakır hakkında 10’ar ay hapis cezası verildi. Belgelerde, bu cezaların infaz süreçlerinin tamamlandığı kaydedildi. 2013 tarihli bir başka olay nedeniyle ise 3 ay 22 gün hapis cezası verildiği, bu cezanın ertelendiği belirtildi. 2010 yılına ilişkin suçlamalar nedeniyle Mersin Sulh Ceza Mahkemesi’nin iki ayrı dosyasında, Çakır hakkında ‘Kamuya yararlı bir işte çalışma’ cezasına hükmedildiği arşiv kaydına geçti. 2007 yılındaki eylemler nedeniyle verilen ve infazı 2015 yılında tamamlanan, toplam 6.000 TL tutarında adli para cezası da arşiv dökümünde yer aldı.”

CHP'den AKP'ye geçen Hasan Ufuk Çakır: “Ali Mahir Başarır, benim sabıkalı olduğumu söyleyerek benim adaylığımı engellemeye çalıştı. Bizim yörede ufak tefek kavga dövüş olur. Ben sabıkalı değilim. Adli sicil kaydı var, bu sabıka kaydı değil.” Der.

Hasan Çakır için Bülent Arınç: “Bir milletvekili son grup toplantımızda partimize katılışı akabinde yaptığı konuşma ve tavırlarını son derece yadırgadım; kendi adıma da mahcup oldum Eskiler bu gibi durumlar için tabasbus kelimesini kullanırlar. Günümüz için daha anlaşılabilir bir hale getirmek gerekirse, insan onuru ve şahsiyeti her türlü maddi ve manevi çıkarsan üstündür, diyebiliriz ağır eleştiri yüklemiştir. 12 OCAK 2026

25 Aralık 2025 Perşembe

TÜRK UYGARLIĞINDA KEÇE ve KEÇECİLİK SANATI

Türklerde Keçe ve Keçecilik Tarihi ve Üretimi

Keçenin ve keçeciliğin tarihi kaç yıllık olduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ancak keçe dokumasının ilk olarak M.Ö. 3. 4. Yüzyıllarda Orta Asya'da Ön Türklerden Hun, Göktürk ve oğuz boyları arasında üretildiği, kurganlarda (Tük mezarları) ortaya çıkan kalıntılardan anlaşılmaktadır. Keçe sanatı, Anadolu topraklarına Türk göçleri ile gelmiş, varlığını Anadolu Selçuklu Devleti döneminden itibaren sürdürerek günümüze taşınan bir sanat olayıdır.

Bir başka kaynaklarda, keçenin tarihi, M.Ö. 1200-1100 tarihine uzanan Hitit Kanunları ve Homeros'un İlyada adlı yapıtında yer almaktadır.

Tarihi kökenine bakıldığında büyük bir buluş olan keçe dokuması el sanatı olarak Türklerin geliştirdiğine dair kaynaklara göre keçecilik tarihi 3000 yıla kadar dayandığını yazarlar. Anadolu’da ise keçenin ve keçilik dokuma sanatının 10. ve 11. Yüzyıllarda Orta Asya’dan Anadolu'ya göçebe Türklerle birlikte girmiştir.

Keçe, Türklerin Orta Asya’nın doğa koşullarında sürüler ile konargöçer toplum olarak yaşamlarından dolayı yünden tepilerek sıkıştırılmasıyla oluşan bir tür kalın, su ve soğuk geçirmez bir dokumadır. Türklerde keçeden yapma “Yurt” adı verilen keçe çadırların en büyük özelliklerinden olan su, ısı, ışık ve ses geçirmezliğidir. Ayrıca mikrop ve böcek koğuculuğu ile önem taşır.

Orta Asya’dan Anadolu’ya getirilmiş, Anadolu’da Türk el sanatları olarak 11. Yüzyıldan itibaren yünlerden tepilerek üretilmiştir. Bu konuda en belirleyici kaynaklardan biri de Kaşgarlı Mahmud'un “Divan-ı Lügat-it-Türk” adlı ilk Türkçe yapıtında keçe deyimi orada ilk kez geçmektedir

Türkler keçeden içinde barınılan obalar (çadırlar) dışında birçok alanda kullanmışlardır. Bu işlemler arasında şapka, kepenek, evlerde sergide kullanılan ev eşyası, çeşitli süs eşyası, at eyerlerinde gibi alanlarda kullanılmıştır. Kafkas, Kırgız ve Kazak Türkleri keçeden bir tür resimde görüldüğü gibi “kalpak” adı verilerek kullanmaktadırlar.

Türkler arasında keçenin kullanım alanları, evlerde, çadırlarda yerlere serilen “yazgı” adıyla bilinen ev eşyası yapılması yanında, giyim ve süs eşyası olarak ta kullanıla gelmiştir. Ayrıca, eyer keçesi, süt keçesi, çobanların davar güderken karlı, yağmurlu ve soğuk havalarda giydikleri giysidir. Ayrıca kepenek yanında, başa giyilen başlık, ayağa giyilen çorap-çizme gibi alanlarda kullanılır.

Türklere ait en eski kurganlardan Pazırık Kurganı olmak üzere birçok kurganda keçeye rastlanılmakta, İskit ve Hun Türkleri başta olmak üzere Proto-Türkler'den beri Keçenin kullanıldığı yapılan arkeolojik bulgularla tespit edilmiştir.

Keçe denince Anadolu insanının aklına, koyunların yünleri kırkılarak elde edilen yünlerin keçeleşmesi için bu yünlerin ısı basınç ve nem altında tepilerek keçeleştirilmesinden meydana gelendir.
Yünden yapılan keçe, kolay kolay suyu emip içine çekmez. Ancak ortamdaki fazla nemi emer ve nem oranını doğal bir şekilde düzenler. Bir başka özelliği, ateşe karşı dirençli olup kolay kolay yanmaz. Ayrıca alerjik ortamların da olanak vermez. Dahi, bit, pire, akrep, yılan, karınca gibi birçok haşarat keçenin yanına yaklaşmaz.

Türkler keçeden yapılmış çadırlara “yurt” veya “oba” derler. Konargöçer yaşam sürdüren Türkler, Keçe çadıra bir başka, “dürüm ev” adını da vermişlerdir. Çünkü konargöçer Türkler bir yerden bir yere göç ederlerken derlenip toplanıp dürülen olmasından dolayı adına “dürüm ev” demişlerdir.

Bu dürüm evler soğuğa, sıcağa, yağışlara karşı dayanıklı olup, koruyucu özelliğini taşır. Bu bir adına yurt, bir adına da “dürüm ev” denen keçe çadırların içi kışın sıcak, yazın da serindir. Çobanların yağışlı ve soğuk havalarda giydiklerine “kepenek” denir. Hatta “yük keçesi” denilen keçede, konargöçerlerin bir yerden bir başka yere göç ederlerken eşyalar yaştan yağmurdan, pislikten korunsun diye içine eşya koydukları keçe çuvallar bile yaparlar.

Çeşitli desenlerle işlemeli süslerle donatılmış keçeler ile evlerde, çadırlarda sedir üzerine konanlara ve yere serilene de “yaygı” adı verilir.

Keçeden yapılan başlığa da “börk” denir.

Günümüzde genellikle Kazan Tatarları, Özbekler, Uygur Türkleri tarafından kullanılmaktadır. Hatta Uygur Türkleri keçe başlığı ulusal başlık olarak kabul ederler.

Elif Tacı-Ak Börk: Bilge kişi Hacı Bektaş'ın ak keçeden yapma başına taktığı başlığın daha sonra dönüşüme uğrayarak Bektaşi tarikatına bağlı yeniçeri ocağının başlığına dönüşmüştür. Ayrıca “taç” adı verilen, keçeden yapma şeyh ve dervişlerin giydiği başlık üzerinde destar ve dilimler ile bağlı olunan tarikatları belirler.

Yandaki oba (çadır) keçeden yapmadır...


Yandaki resimde görülen, keçeden başlık giyen Türk kadını


2 Aralık 2025 Salı

CHP TABANINDAN KENDİSİNE KARŞI ZITLIKLAR OLUŞTURAN KEMAL KILIÇDAROĞLU

CHP Tabanında Kendisine Karşı Zıtlıklar Oluşturan Son Video Mesajında Gösterdi ki, Sanki CHP’yi Kilitleme Hesapları Yapan Dil kullanmıştır.

Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 24 Kasım günü parmağını sallaya sallaya yayınladığı sosyal medya videosunda öyle ağır sözler etti ki, CHP daha da yenilendi, Kılıçdaroğlu kendini en düşük sevilere indirgedi. Hatta bir tür siyasal intiharını gerçekleştirdi. Bilinmez artık ama, sırtını iktidara dayayarak yeni bir parti bile kursa asla başarı sağlayamaz. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu, bir dönemi kötü bir biçimde sonlandırdı…

Kılıçdaroğlu konuşmasında iktidarın bütün tezlerini, CHP’ye ve toplumsal muhalefete ilişkin bütün suçlamalarını kabul eden bir tutum ilan etti. Böylece, Kılıçdaroğlu AKP lideri Erdoğan’a pas verdi, Erdoğan kendisine yollanan mesajı kaçırmadı. Fırsatı değerlendirdi ve “Bakın gördünüz mü, ne kadar doğru bir iş yapmışız. Sayın Kılıçdaroğlu da koyunlarında besledikleri yılanı gördü. Hırsızlık ve yolsuzluk yapanları, İmamoğlu ve arkadaşlarını suçluyor (mealen) diye açıklama yaptı.

Recep Erdoğan’ın gözünde artık, “Bay Kemal” gitti, yerini, “Sayın Kılıçdaroğlu” aldı.
Yalvar yakar gibi olup, iktidar yardımıyla yeniden CHP’nin başına geçmek hayalleri mi kurdu bilinmez ama bir daha asla CHP’liler yanında güveni hiç kalmadı…

Dahası, parmak sallaya salaya o video konuşmasında, Kılıçdaroğlu CHP’nin İmralı heyetine katılmamasını da eleştirdi. İnanılır gibi değil. Aynı Kılıçdaroğlu yaklaşık 2,5 yıl önce “6’lı masa” oluşumu sırasında HDP’ye selam vermekten korkuyordu.

İyice anlaşıldı, Kemal Kılıçdaroğlu gösterdi ki siyasi zekadan uzak bir çıkış yaptı, CHP’nin 2025’te Kasım 27-28-29 günlerinde başlattığı olağan kurultayının 29 Ekim günü İktidarın sözcüsü Sabah Gazetesine röportaj verip, tam manşetten yayınlanan partisinin yolsuzlukları olduğu iddiasını dillendirmesi gösterdi ki, “Ben siyasi stratejiden hiç anlamam, anladığım 14 yıl boyunca siyasetim, kendi partimin başkanlık koltuğumu kaptırmamı içime sindiremedim, yeniden ele geçirmek için basit strateji kurnazlığı ile uğraşıp, Erdoğan ve partisinin iktidarda kalmasını arzusu ile yanmaktayım” der gibi oldu.

Dönersek 13 yıllık parti başkanlığına, Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de ne kadar kötü giden sistem sorunu yaşanmasında etkin rolü olmuştur. Hiç kuşkusuz, şu var edilen sistem, Kılıçdaroğlu’nun attığı yanlış adımları sayesinde geçekleştirilmiştir...

Dönüp geriye bakıldığında, mühürsüz oyların kabulünü, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı gösterilmesinde, oy verenlerin ikinci bir oy verme ihtimali göz önüne alınarak parmak boyası kullanılmasının kaldırılmasında, Anayasaya aykırı ama “evet” diyeceğiz sözlerine bakıldığında resmen muhalefet lideri gibi görünüp, Erdoğan iktidarını sanki eş başkanlığını yapmış gibi durum ortaya koyuşu muhalefet ve daha çok düşmanca CHP karşıtı Sabah gazetesindeki manşetten anlaşılmaktadır.

Mehmet Ali Güller yazıyor…
Şöyle diyor: “Kılıçdaroğlu henüz kayyım atanamadı gerçi ama CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararı aldığı gün kararı eleştirerek “CHP İmralı’ya gitmeli” yayını yapması, misyonunu sürdürdüğüne işaret ediyor. Ki Kılıçdaroğlu daha önce “İmralı meşru bir organ değil” demişken, “Devlet Öcalan’la görüşmez” demişken, “Öcalan’la masaya oturmam” demişken!”


Recep Erdoğan’ın, “Bay Kemal, Bay-Baya Kemal” diyerek alaya aldığı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidara, “kontrollü muhalefet edeceğim, yanımda olun” işaretini vermektedir.

Selman Zebil-Antalya 2 Aralık 2025

Recep Erdoğan’ın, “Bay Kemal, Bay-Baya Kemal” diyerek alaya aldığı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidara, “kontrollü muhalefet edeceğim, yanımda olun” işaretini vermektedir.

28 Kasım 2025 Cuma

NORVEÇ steigan.no SİTESİNDEN ALINTIDIR


Polonya ve Türkiye, Ukrayna'yı, ipin asılmış adamı desteklemesi gibi destekliyor ile ilgili Paul Steigan-28 Kasım 2025

Polen og Tyrkia støtter Ukraina som repet støtter den hengte Av Pål Steigan -28. november 2025

Orjinali böyle başlıyor: EU revner, men hva kommer etterpå? Vi har begynt å se på mulige scenarier for hva som kan komme etter den totalitære direktivfabrikken i Brussel. I forrige artikkel pekte vi på tre underliggende «tektonske plater» som kan komme til syne igjen, eller som faktisk så smått har begynt å gjøre det: 

Erdoğan, kendisini adeta Kanuni Sultan Süleyman'ın
reenkarnasyonu olarak görüyor. 

AB dağılıyor, peki ya şimdi ne olacak? Brüksel'deki totaliter direktif fabrikasının ardından neler olabileceğine dair olası senaryolara bakmaya başladık. Önceki yazımızda, yeniden ortaya çıkabilecek veya gerçekten ortaya çıkmaya başlamış üç temel "tektonik plakaya" işaret etmiştik:

Habsburg monarşisinin dehşeti.

Polonya-Litvanya'nın gölgesi.


Osmanlı İmparatorluğu'nun dönüşü.

Bir okuyucumuz, Polonya ile Türkiye arasında zaten bir tür eksenin var olduğunu ve Rusya'nın Ukrayna savaşını kazanması durumunda bile bunun Rusya için sorun yaratabileceğini belirtti.

Okuyucumuz kesinlikle haklı: Polonya ve Türkiye, 600 yılı aşkın diplomatik geleneklere dayanan, ancak Rusya'nın 2022'deki Ukrayna işgalinden bu yana yeniden canlanan, giderek yakınlaşan bir "eksen" (genellikle stratejik ortaklık olarak anılır) geliştirdiler. Bu eksen, görünüşte NATO'daki ortak çıkarlar, Rus tehdidine karşı savunma, ekonomik iş birliği ve Doğu Avrupa'daki barış girişimleriyle ilgilidir. Her iki ülke de NATO'nun doğu ve güney kanatlarını oluşturur ve birlikte Avrupa'nın en büyük iki kara kuvvetine komuta ederler (Türkiye ABD'den sonra 2., Polonya ise 3. sıradadır), bu da onları güçlü bir ikili haline getirir.

Hem Polonya hem de Türkiye, NATO ve AB konusunda ikiyüzlüdür. Her ikisi de eski ilişkileri canlandırmak ve sürdürmek için bu durumdan faydalanmaktadır. Polonya-Litvanya, günümüzde Batı Ukrayna olarak bilinen bölgeyi uzun süre kontrol etmiş, Osmanlı İmparatorluğu ise günümüzde Rusya ve Güney Ukrayna olarak bilinen bölgenin bazı kısımlarını kontrol etmiştir. Bu, Kırım Hanlığı (1478'den itibaren) gibi vasal devletler ve 17. ve 18. yüzyıllarda güney ve doğudaki doğrudan işgaller aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Kapsam, Güney ve Doğu Ukrayna ile sınırlıydı; özellikle Kırım, Karadeniz kıyıları ve bozkırlarla (Budjak ve Yedisan dahil). Osmanlı kontrolü yaklaşık 1475'ten 18. yüzyılın sonuna kadar sürmüştür.

Erdoğan'ın şu ana kadar yaptığı en akıllıca hamle, Türkiye'yi aynı anda tüm taraflarla görüşebilen tek büyük güç olarak konumlandırdı:

Rusya ile: Gaz, S-400, Suriye bölümü.
ABD ile: NATO üyesi, İncirlik, F-16 satışı.
Çin ile: Türkiye üzerinden Kuşak ve Yol demiryolu.

Arabistan ile: Katar ittifakı + Müslüman Kardeşler.

Avrupa ile: Hala göç anlaşması + gümrük birliği (AB dağılsa bile Almanya'nın hala Türk otomobil parçalarına ihtiyacı var) Kaos içindeki Avrupa'da Türkiye bir anda en vazgeçilmez oyuncu haline geliyor. AB gerçekten dağıldığında ne olur? Türkiye'nin dört gerçekçi "toprak gaspı"

Bosna darbesi: Türkiye, Hırvat-Boşnak ayrılığını destekliyor, Saraybosna'da Türkiye yanlısı bir hükümet kuruyor ve Bosna'yı fiili bir vasal haline getiriyor (Kuzey Kıbrıs gibi).

Bulgar azınlık baskısı: Türk azınlıkları + DPS partisini kullanarak Bulgaristan'ı "özel ilişkiye" (enerji, askeri üsler, gümrük serbestisi) zorluyor.

Yeni Konstantinopolis rüyası: Yunanistan ekonomik olarak çökerse, Türk şirketleri Ege Denizi'ndeki adaları ve altyapıyı yavaş ama emin adımlarla satın alacaklar.

Büyük ödül: Batı Ukrayna veya tüm Karadeniz kıyıları, Rusya doğuda kazanırsa ama yorgun düşerse veya ilerleyişi diplomatik oyunla durdurulursa, Türkiye kendisini Odessa bölgesinin ve Kırım Tatarlarının "koruyucusu" olarak konumlandırabilir ve onlara Boğazlar ile Karadeniz'in kontrolünü sonsuza dek verecek yeni bir Montrö Sözleşmesi talep edebilir.

Montrö Sözleşmesi, Türkiye'ye İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın kontrolünü veren ve savaş gemilerinin geçişini düzenleyen 1936 tarihli bir anlaşmadır.

Sözleşme, Türkiye'ye boğazlar üzerinde tam kontrol sağlıyor ve barış zamanında sivil gemilere serbest geçiş hakkı tanıyor. Karadeniz ülkelerine ait olmayan savaş gemilerinin geçişini kısıtlıyor. Sözleşmenin şartları, özellikle Sovyetler Birliği'nin Akdeniz'e askeri erişimi konusunda, yıllar boyunca tartışmalara yol açtı.

Polonya ve Türkiye'nin ızgarada pişirilebilecek kendi sosisleri var...
Polonya kendisini yanlış anlaşılmış ve küçümsenmiş büyük bir güç olarak görüyor. Türkiye ise kendisini, Osmanlı İmparatorluğu'nun galipler tarafından paylaşıldığı 1918 Versay Antlaşması'nın kurbanı olarak görüyor ve Erdoğan da bir neo-Osmanlıcı.

İki ülke Ukrayna'yı desteklerken, öncelikle kendi çıkarlarını düşünüyorlar. Pasta yeniden paylaşıldığında ve yeni sınırlar çizildiğinde masada olmak istiyorlar.

Ukrayna'yı, asılmış bir adamı destekleyen ip gibi destekliyorlar.

Kaynak: Steigan.no 

17 Kasım 2025 Pazartesi

ETKİN PROPAGANDA ve PROVAKATÖRLÜK

 PROPAGANDA ve PROVAKATÖRLÜK

Propaganda veya yaymaca ile birçok sayıda insanın düşünce ve davranışlarını etkilemek amacını taşıyan önceden iyi planlanmış birçok mesajlar bütünüdür. Propaganda tarafsız bilgi sağlamak yerine, yalana dayalı ama inandırıcı bir biçimde kendi kitlesini etkileyecek yalan ile gerçekleri harmanlayarak bilgi sunmaktır. Genellikle politikada; siyasetçiler daha çok "seçim kampanyası sırasında seçim propagandası" veya bir kişinin veya kişilerin çıkar ilişkilerini  güçlendirmek için iktidarların da desteğiyle kullanılır. 

İyi yetiştirilmiş bir kışkırtıcı (provokatör) 
ise hedef toplumun içine iyice zuhur eder, yerleşir. Kendini katıksız topluma kabul ettirir. Toplum şâhsa iyice inanır, güvenir duruma gelir. Din ile ilgiliyse hedefteki toplum dini kullanır; karşı toplumu dinsizlikle suçlar durur. Topluma her şeyi yaptırabilecek hale geldiğini hissettiği zaman kışkırtıcı propagandayı devreye sokar, kitleleri harekete geçirir... (Sivas’ta Cuma camiinden çıkıp Madımak otelindeki masum insanları ateşe verdikleri gibi, dahi Diyarbakır’da çocukları ve kadınları siteme karşı sokaklara döküp kolluk kuvvetlerine taş attırdıkları gibi)

Kışkırtıcı propagandacı, amaca ulaşmak için her yol mubah sayar... Bir ülkeyi devirebilir; bir ülkedeki siyasi sistemi devirebilir (Ukrayna’da ve Gürcistan’da turuncu adı verdikleri devrimler gibi. Daha sonra Irak'ta, Suriye'de, Mısır'da, Libya'da olanlar) Buna uygun zemin ve zaman kollanılır. Hedef ülkenin geçiş dönemleri en olgun gün olarak hesaplanır. Mesela bunlar, ekonomik kriz, işsizlik artması, dini düzen isteği, türban, ezan, etnik istenişler, hak ve özgürlükler, insan hakları vs. gibi buhranlı zamanlar iyi fırsatlardır...

Hedef toplumda cahiller, çabuk olaylara heyecanlanan, tez kızan kitleler kurban seçilir. Yıkıcı faaliyetler için sokaklara öfkelendirilmiş kitleler hâkim olmaya başlar, hâkim devlet emniyet güçleri çaresiz kalır... Yabancı ajanlar 1979’da Çorum’da, Kahramanmaraş’ta Alevi vatandaşların üzerine Ülkücüleri böyle kışkırtmıştır... Bu olayla da bolca kardeş kanı dökülmesine sebep Alman istihbaratının ve CIA’ nın elleri olduğu bilinmektedir...

Etkin şayia propagandalar...
Kamuoyu oluşturma da propagandanın en önemli unsuru insandır...
Nabız gıdıklayıcı tatlı sözler, belirli bir fikrin yüz yüze sohbetlerde yapılandır. Bazen de, sinsice olan, hedef ülkenin insanlarının kafalarını karıştırıp bulandırma, kahvehanelerde, toplantılarda, genelde lafa karışıp o değil den, ortaya ulu orta atılan dedi-kodu şayia propaganda sözlerin çevrede bulunanların anlayacağı biçimde yayılarak yapılan propagandalardır.

Bu tür şayia propagandalar, insan unsurunun bir amaç için toplandığı yerler (camiler, dernekler vs.) propaganda yapılarak tahrik edilirler (1993 Sivas olayları gibi) cemiyet halindeki insanlar, dışarıdan gelecek tehlikeler varmış gibi tahrik edilerek ayaklandırılır; camiden çıkanları cinayet işlemelerine yönlendirilirler.

Bir milletin sürekliliği uyanık olunmaktan geçer. Süreklilik için istihbarat çok önemlidir. Kötü niyetli kışkırtıcı propagandacıların planını ivedi davranıp bozmalı. Muhtemel bir eyleme geçmeden bertaraf edilmeli, halkı bu konuda bilgilendirilmelidir...

Nizami olmayan savaşlar etkin propagandanın ürünüdür...
Örneğin savaş türlerinden biri, bir milletin milliciliğini, çağrıştıran tarihi destanlarında geçen kutsiliği olan objelerinden bazı, “Ergenekon, Kumpas, Oğuzlar, Atabeyler” ve benzeri gibi adların çete ilişkileri içinde göstermek propagandanın bir parçasıdır, amaç bir milletin yetişen gençliğini geçmişine duyarsızlaştırmaktır... Türkler destanî kavimlerden biridir. Milletler destanlarıyla yaşarlar... Öyleyse destansı övülesi geçmişini unutturmak için, geçmişine leke sürülerek işe başlanılır...

Hedef ülkede asker-sivil karmasından suçlular yaratılır. Suçsuzlarla suçlular bir birlerine karıştırılır. Halk tarafsız gözle olayları T.V-gazete-dergi gibi iletişim araçlarından takip eder. Birkaç suçlunun yanına yüzlerce yurtsever suçsuz insanları oturturlar; sürekli yanıltıcı yalan, uyduruk suçlar isnat edilir, gizli tanıklar yaratılır, birilerini konuştururlar, doğruluğunu halk kavrayamadan beyni bulandırılır. Amaca ulaşıldığında halk, suçluyu suçsuzlardan ayırt edilemez hale gelirmiş olur. Böylece amaca ulaşılmış olunur...

Nizami olmayan savaşın taktik stratejisi...
Hedef ülkeyi mağlup etmede ille de nizami savaş gerekmez. Hedef ülkenin savaşsız çökertilmesinde taktik strateji gayri nizami savaştır. Bir ülke savunmasında kullanılan askeri güç, çok yönlü nedenlerle etkisiz kılınabilir (Irak’ta olduğu gibi) Önceden alınan tedbirle, birçok nedenlerle dağıtılmış askerin yerini dolduracak, dayanma gücü, önceden yetiştirilmiş iyi eğitilmiş özel kuvvetler yeraltından komuta ederek, dağılmış erinden en yüksek subayına kadar yurtsever sivillerle karma direniş güçleri oluştururlar...

Ordunun nizami olmayan savaş yapabilecek kabiliyette bazı kişileri eğiterek mukavemet olarak elinde tutması bir tür tedbirdir. Elbette bu düzen içinde bazı kötü niyetliler olabilir ama sonuç olarak bunu TSK kökünü kurutmaya kadar vardırmak altında başka niyetler aranır, milli amaca hizmet için verilen eğitimler saptırılabilir...

Stratejide kuraldır: “Düşmanı dost yaparak onu yok etmektir” Farkında ve yetenekli olmalı, uyumamalı, düşman her zaman gözü açık görmeli. Tarihte: “Türkler hep yarı uyanık yatırlar” olarak bilinirler. O zaman Türk vatandaşları olarak uyanık olmalıyız ve argümanları iyi çözümlemeliyiz. Çobanı bizdenmiş gibi görünebilir, ama o başkalarının hesabına çalışabilir. O çobanın önünde sürü gibi güdülen koyun olmamalıyız...

Psikolojik savaşta strateji...
Psikolojik savaşlar kışkırtma taktiklidir, entrika, desise, hile her şey mubah sayılır... Bu tür savaşlar, topla, tüfekle, donanımlı askerlerle göğüs göğse süngüyle falan yapılan savaşlara benzemez. Bu tür savaş; birçok türleri olan savaşların en tehlikelisidir. Akla dayanır savaş biçimindir; düşmanınız belirsizdir. Dost bildikleriniz; en güvendikleriniz bir gün gelir karşınıza düşman olarak çıkar, şaşırtabilir sizi...

Normal savaşlarda korunmak, gizlenmiş olmak; her halde düşmanı tanımakla, ona nasıl müdahale edeceğini bilirsin. Nasıl savunmada olacağını da bilirsin. Sonuçta savaşı ya kazanırsın ya da kaybedersin...

Devletler her zaman psikolojik savaşlara karşı tekbirli olmalıdır...
Psikolojik savaşta düşmanını tanımıyorsun. Ortada düşman yok; tank, top, tüfek yok olduğunu bilirsin dolayısıyla tekbirsiz kaldığın için bu savaşın kaybedeni olursun farkına bile varmadan...

Psikolojik düşük yoğunluklu savaşlar; hedef ülkenin sokakları güvensiz hale getirmekle başlar. Ülkede karışıklık yaratmak, korku salmak, toplumu canından bezdirmek, malına mülküne zara vermek, kap kaç olaylarını yaygın hale getirmek, toplum taşıma araçlarını kundaklatmak, özel araçları kundaklamak, caddelerdeki dükkânların camlarını kırmak gibi şeyler. Öğrencileri bir birleriyle kavgalı hal yapmak; üniversiteleri kargaşa ortamına çekmek, ülkenin değişik yerlerinde bombalar patlatmak vs...

Bu işleri yapanların fikir babaları hep geri planda olup, öne hep cezayı ehliyeti olmayan çocukları sürerler... Bunu yapanlar yerli işbirlikçileri görünenler olabilirler. Geri planda İşi yabancı istihbarat ajanları planlarlar, işletmesini yerli işbirlikçilere devrederler...

Korku kültürü; amaç kitleleri korkutarak sindirmektir. Normal vatandaşların devletten beklediği güvenlik, en temel hakkı olan can güvenliğidir. Can güvenliğinde çekincemesi olan halk, devletine güven duymaz hale gelir. İşte psikolojik savaşın kazanılmasında en güçlü hedeflerden birisinin kazanılmışlığı olur... Son söz, ülkeye bu olumsuz günleri yaşatmaya çalışan, bizden görünen, ancak bizim yıkımızı isteyn, başka mecralara çekmekte olan güçlerden uzaklaştırılmalıdır ülke...
Selman Zebil

9 Ekim 2025 Perşembe

ESKİ AKP'Lİ HÜSEYİN KOCABIYIK NEDEN TUTUKLANDI



Eski AKP milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın 7 Ekim 2025’te Tutuklanışı
Eski AKP İzmir Milletvekili olan Hüseyin Kocabıyık, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği suçlamasıyla sabah saatlerinde Ankara’daki evinde gözaltına alınarak Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilerek tutuklandı...

Hüseyin Kocabıyık, tutuklanma kararımdan sonrası şu açıklamayı yapar: “Beni kimse cezaevine atarak susturamaz. Bu ülkede Anayasa'yı tanımayan hakimler ve savcılar var. Biz anayasal ve demokratik hukuk devleti için ülkemiz ve milletimiz için eskisinden daha fazla mücadele edeceğiz. Ben zaten tutuklanmazsam daha kötüydü. Bu benim için nişane.” Diyerek onurluluk sergilemiş olur.

Hüseyin Kocabıyık, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’ne verdiği ifadede hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Kocabıyık’ın şöyle dedi: “Ben bütün hayatım boyunca kamuya açık bir insanım. Herkesin tanıdığı insanım. Genç yaşlarda Çiller’in hükümet danışmanlığını yaptım. Bir kanaat önderi olarak görev yaptım. Aşağı yukarı 30-35 yıllık hayat çizgisidir. Bir an bile bu küçük çizgiden sapmadım. Ben anayasal devlete inanan birisiyim. Bu Türk milletinin varlığı içindir. Hukukun üstünlüğüne inanırım. Bunların yıpranması halinde Türk milletinin bekasının tehlikeye gireceğini düşünürüm. Devletin anayasal tehlikeye gireceğini düşündüğümde herkesi eleştiririm. Tweetlerime ‘uyarıyorum’ diye başlamışımdır. Hiçbir makamı aklımdan geçirmemişimdir. Ben devlet bilen bir insanım. Devlet başkanlığını eleştirmem.

Yürütmenin başı olan insanı anayasa dışı, hukuk dışı gelişmelerden sorumlu gördüğüm için uyarıcı eleştirilerimi yapmışımdır. Tweetlerimde de ‘uyarıyorum’, ‘tavsiye ediyorum’ diye başlar bitiririm. Bu benim bir aydın olarak, yazar olarak hakkım değil görevimdir. Görev yaptım. Bunu yaparken kimsenin onurunu incitmedim. Kimseyi kişiselleştirmedim. Tamamıyla hayatımın merkezini temellendirdiğim, hayatımın merkezinde olan anayasal devletteki aksaklıkları bir siyasetçi ve aydın olarak eleştirmektir. Bunun dışında hiçbir şeyi kabul etmiyorum. Serbest bırakılmamı talep ediyorum.” Diye savunmasını yapar.

Hüseyin Kocabıyık, AKP’li olduğu döneme ilişkin çok çarpıcı açıklamalar yapar.
Kocabıyık: “AKP herkese bir şey dağıtıyor. Bana da verdiler. Eşimi vali yapmışlardı. O zaman iki bakan arkadaş beni arayıp ‘Seni nasıl ayağından çiviledik’ diye espri yapmıştı. Birtakım şeylere itiraz ettiğim için de geri aldılar. Sistem bu. O nedenle susuyorlar” demişti.

Kocabıyık, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alındığı gün şu paylaşımı yapmıştı: “Recep Tayyip Erdoğan, geleceğin yer burası mıydı? Biz bunlar için mi mücadele ettik? Bunun için mi mahkemelerde süründük yıllarca? Sen aslında kendine darbe yaptın haberin yok!” diye mesaj vermişti.

Ayrıca Kocabıyık, 19 Mart 2025’teki paylaşımında ise Erdoğan'ın olası adaylığına dairde: “İmamoğlu dışarıya çıkmadan Erdoğan aday olamaz. Birbiriyle bağlantılı” demiştir. Paylaşımdan 3 gün sonra yani 22 Mart 2025’te kesin ihraç talebiyle AKP Merkez Disiplin Kurulu'na sevk edilen Kocabıyık, 26 Mart 2025 tarihinde ise partisinden ihraç edildi. 7 Ekim 2025 tarihinde "Cumhurbaşkanına hakaret" ettiği iddiasıyla tutuklandı.

Partiden ihraç edilmesini Kocabıyık, X hesabından yaptığı bir paylaşımla kararı eleştirdi. Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan ile 1999 yılında Pınarhisar Cezaevi’nde çekilmiş fotoğrafını paylaşan Kocabıyık, şu sözlerle sitem etti: “Burası Pınarhisar Cezaevi. Bu fotoğrafın içinde o gün hukuksuzluğa, haksızlığa uğrayan Recep Tayyip Erdoğan var. Erol Olçok var, Hayati Yazıcı var, başımızda dikili gardiyan var ve ben varım.

Hüseyin Kocabıyık, 1999’da Pınarhisar Cezaevinde Erdoğan ile
Hüseyin Kocabıyık, 1999’da Pınarhisar Cezaevinde Erdoğan ile

Kısaca Hüseyin Kocabıyık Kimdir?
16 Ocak 1963 günü Konya’da doğumlu olan Hüseyin Kocabıyık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Bölümü mezunu oldu. Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde mastır derecesi aldı. Hüseyin Kocabıyık, 2015-2018 yılları arasında AKP İzmir Milletvekili olarak TBMM'de görev aldı. 9 Ekim 2025

AKP'Lİ ÖZLEM ZENGİN DİLİNDEN BAZI SÖZLER

  AKP Milletvekili Özlem Zengin’in Üslubu ve Zihin Bulandıran Sözleri Diyor ki: “Muhalefet, gerçekte ilgi duymadığı konuları popüler kılmaya...