27 Şubat 2026 Cuma

TC MİLLİ EĞİTİM OKULLARINDA YASALAR MI ÇİĞNENENİYOR?





Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Amacı Nedir?

Türkiye’de günümüzde yavaş yavaş gelişen bir akım vardı, şu günlerde MEB Bakanı Yusuf Tekin’in İslamcı ideolojisine uygun ve gelişmeleri sesiz kalması bir yana destek vermesi ile bir daha dönülmez yola girerek tam manasıyla bir Orta Doğu ülkesi, daha da kötüsü bir Afganistan olma yolunda ilerliyor.

MEB’e bağlı okullarda resmen anayasal suç işlenerek, Bir tarafı Bingöl, bir tarafı Diyarbakır kökenli Halis Bayancuk Grubu, Selefi yemini andını okuttular öğrencilere.

Bunlar sinsice Türkiye’nin her bölgesine sinsi bir biçimde MEB’in desteği ile yayılmaktadırlar. Bunlar Türkiye’yi “kafir devlet” iddiasıyla, camilerde namaz kılmazlar, kendilerinin toplanabildiği camilerde propaganda ve namaz için kullanırlar.

Türkiye için tehlike çanlarının çalmasıdır…
İstanbul Arnavutköy Necip Fazıl Kısakürek Okulunda Tevvit ve Sünnet Cemaati selefi anttı okutuldu. IŞİD ideolojisiyle yargılanıp tahliye edilen Halis Bayancuk’tur bu işleri organize eden. Geç kalınmadan, ülke Afganistan’a dönüşmeden yolunu kesmek için demokrat, laik cumhuriyeti korumak için yurtsever cumhuriyetçiler birleşmelidir. Değilse bunlar her gün, iktidardan aldıkları güçle adım adım yol alıyorlar.

Resme bakar mısınız? Van’da kurulan Türkiye’nin ilk “Şeriat Derneği” hizmete girdi diye alt yazısı var. O yazı devam ediyor: Türkiye Şeriat Derneği Başkanı Recep Çalışkan diyor ki, “Zorla da olsa insanların şeriatı tanıması konusunda çaba göstereceğiz” diyordu. Van’dan sonra bunlar İzmir’de de yasalara rağmen “Şeriat Dernekleri” kurmaktadırlar, yasalar bunlara göz yumuyor, hatta desteklemektedirler de. Kimse bir şey yapamıyor, yapanlar ise derhal tutuklanıyor, herkesi korku sarmış!

Bunlar, “Türkiye İslam ülkesi değildir, Türkiye Cumhuriyeti kafir bir devlettir, İslamlaştırılması gerekir” diyenler, okulları ele geçirmiş, etki kara yobazlık propagandası yapar durma getirilmişlerdir. Bunlar sinsice Türkiye’nin her bölgesine sinsi bir biçimde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin emrindeki MEB’in desteği ile ülke geneline yayılmaktadır. Bu yayılma Türkiye’de gericiliğin, Afganistan gibi olmanın çan sesleridir.

Bütün yasalar tek adam elinde, istediğini yaptırabilecek güce sahip…
Eşitsizlik, adaletsizlik, yandaş kayırmacılığı, yandaşa cezasızlık, muhalefet edenleri içeri atarak sorgusuz sualsiz cezalandırma, yani hesap sormak muhalefete, yandaşa kolaylık, kayyumlar muhalefete ve kök söktüren hesap sormalar yine muhalefet.

Doğa katliamları, zengin maden yataklarının, yolların, köprülerin pazarlanması, gerici kuşatma ile çocukların zihinlerine yobaz fikirler ile tecavüz etmelere sürmektedir.

Bu gelişen toplumda tartışma yaratan bu olaya Recep Erdoğan diyor ki, “Okul bahçelerinde yavrularımızın ilahi söylemesinden kimse rahatsız olmamalı. Hayırdır? Çocuklarımızın namazı, orucu öğrenecek olması sizin neden rahatsız ediyor? Laiklik kavramının arkasına saklanmaktan vazgeçin.” diyebildi…

İDDİALARA GÖRE YASALAR ÇİĞNENEREK OKULLARA SIZAN GERİCİLİK 

İktidarın ve onun Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in laikliğe aykırı gerici uygulamaları okullarda gerici dernekler ile bağlantılı olarak söz sahibi olduğu etkinliklerle küçük çocukların zihinlerine işletilmesi yaygınlaşıyor. Halktan gelen tepkiler üzerine Tekin, uygulamaların “laikliğe aykırı olmadığı” doğrultuda savunma yapıyor.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yayımladığı ‘Ramazan Genelgesi’ ile okullardaki gerici uygulamalar sürüyor. Başında “Milli” olup, “Milli” olmayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise göreve geldiği günden beri ilk yaptığı iş, laikliği hedefine koymuş gibi yemin ederek göreve gelmiş gibi, uygulamalar ön çıktıkça daha gerçekler görünür oluyor. Bunun en son örnekleri 2026 Ramazan orucu ile başlaması, okulda ilahiler ile başlayan oruç, namaz, sadaka üzerinden çocukların beyinleri birçok hurafe bilgiler ile yıkanmaktadır.

İstanbul’daki Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu bünyesindeki çocuklara Anayasaya ve laikliğe aykırı olarak, “Tevhit ve Sünnet Cemaati” yemini, öğrencilere okutulmuştur. Halktan gelen tepkiler üzerine, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü bu konuda söz konusu videonun okul idaresinin bilgisi dahilinde çekildiği konusunda bir açıklama yapıyor ve ardından ise konuyla ilgili soruşturma başlatıldığını belirtiyor.

Okul içini ne duruma getirmişler, sanki Arabistan Pazar yeri gibi…

Eleştiri alan Bakan Yusuf Tekin bu konuda yandaş TV Kanlı A-habere çıkarak konuşma yapıyor ve uygulamaların “laikliğe aykırı olmadığını” savunuyor. Tekin’e şu soru soruluyor: “okullardaki ramazan etkinlikleri görüntülerine ilişkin eleştirilerin olup olmadığının sorusu üzerine ise, “pedagojik ve akademik açıdan ciddiye alınabilecek nitelikte bir eleştiriyle karşılaşmadığını” iddiasında bulundu.

Okullarda yaşanan gelişmeler bununla da sınırlı değildi…
Ayrıca İstanbul Beşiktaş’ta bulunan Şair Nedim Ortaokulu’nda Okul Müdürü tarafından velilere gönderilen mesajda, velilerden “Ramazan yardımlaşması” adı altında “Sizlerin de desteğiyle bu kutsal ayın bereketini etrafımızda ulaşabildiğimiz herkese taşımak istiyoruz. Yaptığımız tüm iyilik, güzellik ve yardımlar biliyoruz ki hem bu dünyada hem öbür dünyada bizlere yine iyilik, güzellik olarak geri dönecektir. Okul aile birliği bağış hesabımıza yapacağınız bağışlarla sizler de Ramazan’da bir çalışan personelimize, okuyan bir öğrencimize yardımda bulunabilirsiniz” deniyordu.

Bu olumsuz gelişmelere karşı bir veli tepki kor ve ifadeye çağrılır…
Olay, Kocaeli’nin Derince ilçesindeki Çenesuyu Ortaokulu'nda teneffüs zilinin değiştirilerek “Kâbe’de Hu der” ilahisi okutulmaya başlanır. Buna tepki koyan veli okul bahçesinde demokratik bir hak olarak konuşur. Bu videolu konuşmasından sonra Soner Akbal karakola ifadeye çağrılır.

Veli Akbal, videonun ardından tehdit ve hakaretlere maruz kalır…
Akbal, “Videoda kullandığım ‘kanunsuzluk’ ifadesi (bazı yobazlıkta sınır tanımayan) insanlar tarafından ‘namussuzluk’ sözcüğünü kullandığım düşünülerek yansıtılmış. Ancak ben bu olayın kanunsuz olduğunu söyledim ve hâlâ da bunu savunuyorum. ‘Burası tarikat ya da dergâh değil’ demek isterken Kâbe demem doğru değildi. Fakat ben okuldaki laiklik karşıtı uygulamalara tepki gösterdim. Eşit yurttaşlığı savunuyorum. Bu okulda farklı mezhep, farklı inanca mensup veya hiçbir inanca inanmayan kişiler var. İlahiler dinimizin bir parçası ancak ilahinin dinleneceği yer okul değil” diye konuşur.

Çocuğunun okulunda “Kâbe'de Hacılar” ilahisinin zil sesi yapılmasına tepki gösteren Akbal’ın, videoda Kocaeli’nin Derince ilçesindeki Çenesuyu İlkokulu’nun bahçesinde okul Müdürü Cüneyt Dağ ile yaşadığı tartışmayı görüntülemişti. Akbal o videoda, zil sesinin ilahi bir sese çevrilmesine tepkisi okul müdürüne: “Bu yaptığın kanunsuzluk. Böyle bir parçayı zil sesi yapamazsınız! Siz bir eğiticisiniz, çocukları böyle bir durumda bırakamazsınız. Madem öyle, 12 İmamlar orucunda veya diğer önemli günlerde de aynı hassasiyeti gösterecek misiniz?” diye sesleniyordu. Okul yönetimi gelen tepkiler üzerine zil sesini değiştirdi.

Karakolda sorgulama sonrası ise konuşmasında Veli Soner Akbal: “Eşit yurttaşlığı savunuyorum. Ben okuldaki laiklik karşıtı uygulamalara tepki gösterdim. Okulda farklı mezhebe, farklı inanca mensup veya hiçbir inanca inanmayan kişiler var. İlahiler dinimizin bir parçası ancak ilahinin dinleneceği yer okul değil.” Diye tepkisini koyuyordu.

Soner Akbal’ın 4’üncü sınıfta okuyan bir öğrencinin babası olduğunu belirten veli, cep telefonu kamerasıyla kaydettiği görüntülerde okul müdürü ile tartışma yaşadı.
29 ŞUBAT 2026 Selman Zebil

 cep telefonu kamerasıyla kaydettiği görüntülerde okul müdürü ile tartışma yaşadı.

21 Şubat 2026 Cumartesi

AKP'Yİ SERT BİÇİMDE ELEŞTİREN AKP KURUCULARINDAN HÜSEYİN ÇELİK




AKP Kurucularından Olan Hüseyin Çelik

21 Ocak 2026’da diyor ki, partisi AKP’nin tek adam partisine dönüştüğünü, “Kendini restore etme ihtimali yok.” Dedi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni “Bize mahsus garabet" olarak niteledi ve MHP ittifakını ise “sarıldığı bitkiyi kurutan sarmaşığa” benzeterek sert biçimde partisini eleştirdi.

Medyascope'tan Emir Berke Yaşar'ın sorularını yanıtlayan Çelik, Gezi Parkı eylemlerinden, Ekrem İmamoğlu davasına ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne kadar birçok konuya dair açıklamalarda bulundu.

AKP için açıklamalarında: AK Parti bir kadro harekâtı olmaktan çıkıp tek adam partisine dönüşmüş durumda” der.

Hüseyin Çelik, AKP'nin mevcut durumunu şu sözlerle anlattı: “Üzülerek ifade etmeliyim ki, AK Parti'nin kendini restore etme gibi bir ihtimal yok. Çünkü AK Parti, bir kadro hareketi olmaktan çıkıp tek adam partisine dönüşmüş durumda. Başlangıçta partinin kurmay kadrosunda bulunan insanların yüzde doksanı zaman içinde tasfiye edildi. Parti'yi kurduğumuz zaman lideri, 'eşitler arasında birinci' diye tanımlamıştık. Dünyanın en yüksek tepesi Everest Tepesi'dir ama Everest oradaki varlığını ve duruşunu Himalaya Dağları'na borçludur. Himalayalar olmazsa Everest de orada olmazdı.” Diyordu.

Hüseyin Çelik şöyle sürdürdü eleştirilerini: “AK Parti'nin programı, son derece çoğulcu ve demokratik bir programdır. Ancak on yıldan fazla bir süredir bu program adeta rafa kalkmış durumda. Kuruluşta milletin partisi olarak kurulan parti, şu anda devlet partisi görünümündedir. Parti devletleşmiş, ne yazık ki devlet de partileşmiş durumdadır. Bugüne kadar parti içinden ‘fabrika ayarlarına dönün’ diyen herkese ‘ne demek fabrika ayarları?’ diye itiraz edilmektedir. Fabrika ayarları, partinin programıdır. Uygulanmayan bir program ölü metinler mezarlığıdır.”

Hüseyin Çelik: AİHM kararının uygulanması lütuf değildir, özgürlüklerin güvenliğe kurban edildiğini vurgulayarak: “AK Parti'nin kendisi olmaktan çıkmasının başlangıcı Gezi Olaylarıdır. O günden sonra özgürlük-güvenlik dengesi kayboldu. Özgürlükler, güvenlikçi kaygı ve politikalara kurban edildi. 2010 yılındaki Anayasa değişikliği çok iyi niyetlerle yapıldı. Ancak uygulamada denge ve denetim mekanizmaları ortadan kaldırılınca, siyasetin şeffaflığı ve hesap verebilirliği de ortadan kalktı. Partinin kendisini restore etmesi hem ülkede hem de partide gerçek anlamda demokratikleşme anlamına gelir ki, o da mevcut yapının işine gelmez.”

Çelik’in MHP sorumluluk yüklenmeden ittifakın içinde olmasına tepkisi…
Hüseyin Çelik, AKP'nin MHP ile kurduğu ittifakı sert bir dille eleştirdi ve MHP'yi “sorumsuz yetki kullanan” bir yapı olarak tanımladı. Böylece Çelik'in “sarmaşık” benzetmesi yaparak şunları söyledi: “Ben buna her zaman karşı oldum. AK Parti'nin sadece MHP ile değil, DEM Parti ile ittifak kurmasına da karşıydım. Din üzerinden ve etnisite üzerinden siyaset yapmayı her zaman tehlikeli bulmuşumdur. AK Parti, her bölgeden ve her etnik unsurdan homojen bir biçimde oy alıyordu. 2010'lu yılların başında bu konular gündeme geldikçe, MKYK'da, MYK'da -ki ben o zaman parti sözcüsüyüm -Türkçü siyasetle yakınlaşmamız hâlinde Kürtleri; Kürtçü siyasetle yakınlaşmamız hâlinde ise Türkleri kaybedeceğimizi hep söyledim. MHP, hangi merkez parti ile ittifak kurmuşsa kendisi avantajlı çıkmış, günün sonunda ise o partiye çok büyük zararlar vermiştir…

Bugün MHP, Cumhur İttifakı içinde ama hükümetin içinde değil. Herkesin bildiği bir şey var ki MHP, sorumluluk yüklenmeden her türlü etkinliği ve yetkinliği kullanıyor. MHP, özgül ağırlığıyla şu anda devlette ciddi anlamda söz sahibidir. AK Parti, MHP ile ittifak kurduğundan beri, bu kadar kötü bir muhalefet olmasına rağmen, sürekli oy kaybediyor. MHP'yi hep Arapça ismi ‘aşeka’ (aşk kelimesi buradan türetilmiştir) olan sarmaşığa benzetiyorum. Aşeka, kendisi büyürken sarıldığı diğer bitkileri kurutur.”

Hüseyin Çelik’in Ekrem İmamoğlu hakkındaki yorumu …
Hüseyin Çelik: “Adaletin terazisi şaştı mı, toplumda doğru hiçbir şey kalmaz. İmamoğlu'nun da başkasının da suç işleme imtiyazı yoktur. Hukuk, suç işleyen herkesin yakasına yapışır. Ancak İmamoğlu'nun yargılanmasında hem usulle ilgili hem de esasla ilgili birçok sıkıntı var. Ben davanın ne savcısı ne de hâkimiyim. Günün sonunda ben vicdanen İmamoğlu'nun ekibiyle birlikte yolsuzluk yaptığına, suç işlediğine kani olursam aldığı cezaya ‘oh olsun’ derim. Peki ya günün sonunda beraat ederse, bu yaşanan rezillikleri nereye koyacağız? İstanbul gibi bir metropolün belediye başkanı, iddialara dayalı olarak tutuklu yargılanmamalıydı. Gizli tanıklar, aleyhte delil oluşturma çabaları, davanın sürüncemede bırakılması ve daha birçok yönden bu dava sıkıntılıdır…

Sayın İmamoğlu, Cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıklamasaydı muhtemelen bu davalara muhatap olmazdı. Belki de şu an görevinin başında olurdu. Adil yargılama konusunda, kamuoyundaki birçok kimse gibi ben de vicdanen tatmin olmuş değilim. Hele diplomasının otuz küsur yıl sonra iptal edilmesi, utanç duyulması gereken bir durumdur. Türkiye'de üniversite camiasının muktedirler karşısındaki zilleti bugüne mahsus değildir. 60 darbesini alkışlayan, neredeyse Cemal Gürsel'in elini öpecek olan İstanbul Üniversitesi'nin o zamanki, üstelik hukuk profesörü olan Rektörü Sıddık Sami Onar'ın duruşu ile İstanbul Üniversitesi'nin diploma iptaline imza atan mevcut rektörünün duruşu arasında ilkesel olarak bir fark yoktur. Sayın Erdoğan'ın belediye başkanlığını düşürüp onu cezaevine gönderen yargı anlayışı ile bugünkü arasında da prensipte bir fark yoktur. Güç kimdeyse, yargı ve üniversite ona mı çalışacak? Biz yıllar yılı ‘Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü’ dedik. Bugün yaşananlar, tam da üstünlerin hukukunun işlediğini gösteriyor. Hukuk, siyasetin enstrümanı hâline geldi mi, orada tuz kokmuş demektir.”

Hüseyin Çelik, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemini eleştirmesi…
Çelik: “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi denen yapı, Türkiye'nin derdine deva olamamıştır. Bu sisteme geçildikten sonra başta hukuk devleti, adalet, demokratik standartlar, insan hakları, fikir özgürlüğü, basın özgürlüğü, şeffaflık ve hesap verilebilirlik olmak üzere her alanda katbekat geriye gidilmiştir. Ekonominin durumu zaten içler acısı. Bu sisteme geçildikten sonra tek bir göstergede bile bir iyileşmeden söz edilemez. Bu sisteme güya siyasî istikrar için gidildi. Sözüm ona Türkiye, bölük pörçük koalisyonların kucağına düşmeyecekti. Hani nerede? Parlamenter sistemde koalisyonlar seçimden sonra kurulurdu; şimdi seçimden önce kuruluyor. AK Parti, MHP, YRP, HÜDAPAR, BBP, DSP'den oluşan garip bir koalisyon var şimdi. Koalisyonun başında Sn. Erdoğan var ama koalisyonun ruhu MHP'ye teslim. Bu başkanlık sistemi, bize mahsus bir garabettir.” Diye açıklama yapar.

Hüseyin Çelik, “tek imza yetkisinin devleti kilitlediğini” dedi…
Çelik şunları dedi: “Bizde bütün büyükelçiler, rektörler, bütün üst düzey bürokratlar tek imza ile atanıyor. Hakkâri Millî Eğitim Müdürü'nü de Hatay Tarım İl Müdürü'nü de Yozgat Kültür ve Turizm İl Müdürünü de Sayın Cumhurbaşkanı tek imza ile atıyor. Bu kadar yetki ve sorumluluk bir insana yüklenmemeli. Yüklenirse ne olur? Bizdeki gibi devlet işlemez hâle gelir.”

Hüseyin Çelik, İktidarın Suriye politikasına da değindi…
Türkiye, Suriye'de bir tarafa ilan-ı aşk ederken, diğer tarafa aleni düşmanlık yaparak orada arabulucu olamaz" dedi ve ekledi: “Türkiye'de başlatılmış bir ‘Terörsüz Türkiye’ süreci var. Devlet, Parlamento, PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan'la görüşüp konuşuyor. Ancak ne gariptir ki, PKK'nın uzantısı olduğu ifade edilen SDG, YPG, PYD ile görüşmeyiz diyoruz...

Madem ki Türk ile Kürt kardeştir, kardeşlik hukuku neyi gerektiriyorsa onu yapmalıyız. Suriye'deki Kürtler, Türkiye'deki Kürtlerin akrabalarıdır. Dolayısıyla devletimiz bu bölge ile ilgili politikalar yaparken, Türkiye'deki Kürtlerle, Suriye'deki Kürtler arasındaki duygudaşlığı göz ardı etmemelidir. Bir yandan iç bünyeyi tahkim etmekten söz ederken, diğer yandan içeride yeni arızaların çıkmasına meydan vermemeliyiz.”

Hüseyin Çelik’in Erdoğan’a çağrı yapması…
Hüseyin Çelik, son olarak Erdoğan'a sorumluluk çağrısı yaparak AKP'nin kullandığı siyaset dilini “kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı ve gerginliği tırmandırıcı” olarak niteleyerek şöyle sesleniyordu: “İktidar, bir sorumluluk makamıdır. Herkesin söylemde yanlış yapma lüksü var ama sizin yoktur. Sayın Cumhurbaşkanı isterse, bir hafta içinde Türkiye'de pırıl pırıl bir siyaset dili oluşur. Siyasette nezaket, zarafet, barış içinde yarış artık hayal oldu. Siyasi partiler birbirinin düşmanı değil rakibidir. Bizde ne yazık ki siyaset, rekabet zemininde değil, husumet zemininde yapılıyor.” Diye çağrı yapar. 21 Şubat 2026 Selman Zebil 

3 Şubat 2026 Salı

AKP'Lİ ÖZLEM ZENGİN DİLİNDEN BAZI SÖZLER

 

AKP Milletvekili Özlem Zengin’in Üslubu ve Zihin Bulandıran Sözleri
Diyor ki: “Muhalefet, gerçekte ilgi duymadığı konuları popüler kılmaya çalışıyor. Emeklilerle ilgili, hayatla ilgili problemler var. Bu problemleri sahici olarak gündemlerine almıyorlar, buradan ne kadar rating çıkar diye bakıyorlar.der. 
AKP Milletvekili Özlem Zengin

Zengin: “Emeklileri gündeme getirmek reyting malzemesi oldu.” Diyor. Alışmışlar emeklilerin sus pus olmasına. Artık emekliler yetinemez oldular, akılları başlarına geldi, AKP’ye tepkileri her geçen gün artıyor, emeklilerin gündemde kalmasından rahatsız olmaya başladılar. Ey emekli sen bunlara hala oy verecek misin?

Özden Zengin emekli maaşları için: “Yeterli olmadığını biz de görüyoruz. Türkiye’nin şartları en müsait olduğunda düzeltilecektir.” 24 yıl geçti, ne zaman gelecek o günler?

Özlem Zengin’e CHP İstanbul milletvekili Gökhan Günaydın soruyor: “Binlerce insan boşta gezerken AKP'lileri ve yandaşların çocuklarını mülakatsız, sınavsız işe alıyorsunuz. Hiç mi utanmıyorsunuz?” tepkisine Özlem Zengin’in yanıtı: “Evet utanmıyoruz, gurur duyuyoruz yaptığımız işten.” Oluyor. Bu bir tür itiraf değil mi?

Özlem Zengin: “Garip, gureba bize her zaman oy verir. Emeklilerle alakalı mesele bizim için çok önemli bir meseledir. Daha alt gelir düzeyinde olanlar, daha az eğitimliler, hatta şehirli olmayanlar, bizim seçmenimizdir.” Diyerek emeklileri aşağılıyor bu sözleri ile!

Zengin’in bu sensiz sözlerine, yıllarca emek verip çalışıp, her ay tıkır tıkır emeklilik primini ve vergini ödeyip hak ettiği emeklilik parası alanlara “gariban” demesinden yoğun biçimde sert tepkiler almasından dolayı “utanmadan” emeklilerden helallik istedi. Özlem Zengin’in “gariban” bıraktıkları emeklilerin kendiler kendilerinin yanlış, yandaş siyasetleri yüzünden “gariban” oldular, sonra da helallik istemeye utanmıyor!

Ocak 2026’ya göre: Önce 18 bin 900 yüz lira yaptıkları emekli maaşını tepkiler üzerine 1000 lira artırarak 20 bin lira yapanlar, Özlem Zengin’e 170 bin lira emekli maaşı, 273 bin lira sürdürdüğü milletvekili maaşı olan 273 bin lira ile toplam 443 bin lira ödenmektedir. Ancak muhalefetin emekli maaşlarının artırılması için uğraşılarına, laka, çak konuşmakta!

Özlem Zengin’in üslubu ve konuşmaları zihinleri tırmalayıcı nitelikte…
Emeklilere ödenek paraları sanki devlet değil de AKP’nin kasasından ödüyorlarmış gibi velvele veriyorlar.

Ancak ülkede “Emekliler Fonu” var, o fonda toplanan paralar emeklilikleri gelenlere o fonda biriken paralardan ödenmesi gerekmektedir. İktidar sıkıştıkça o fona biriken paraları amacı dışında kullandığından, emeklilere yeteri kadar para veremiyorlar. O fonda biriken emekli paraları iktidar sıkıştıkça başka alanlarda kullanmamış olsaydı bugün en düşük emeklilerin alacağı aylık 50 bin lira olurdu!

Emekliler üzerinden dalga geçen AKP Milletvekili Özlem Zengin’e ve AKP’ye tepkiler çığ gibi büyüyor. Kendisinin her ay 450 bin lira maaşı cebine indiren Özlem Zengin 20 bin lira emekli maaşı ile geçim sıkıntısı çeken ve rezillik seviyesindeki emeklilere sözü: “günü geldiğinde haklarını gözden geçireceğiz” diyerek emeklileri avuttuğunu sanıyor.

20 bin lira alan asıl ile 450 bin lira alan vekil arasındaki denge alabildiğine uçurumda. Yani, milletin seçip vekil olarak meclise gönderdiği vekil, seçen emeklilerin 22.5 ayda aldığı parayı o vekil bir ayda alıyor. Sonra da emekli halka dalga geçercesine sözler dillendiriyor.

Ayrıca dünyada görülmemiş bir uygulama daha var ki, emek gücüyle çalışan bir işçi en az 25-30 yılda emekli olabiliyorken, bir milletvekili ise iki yıl meclis görevi sonrası emekli oluyor. Bu helal mıdır? Türkiye Büyük Millet Meclisinde vekillik görev yapan 600 milletvekilinin 500 tanesi emeklilik ve milletvekillik maaşı ile toplam 450 bin lira maaş alıyor. Bu hak mıdır? Özlem Zengin’de milletvekilliği emekliği ve sürdürdüğü milletvekilliği toplam maaşı 450 bin lira alanlardandır.

Yetmedi, ayrıca, milletvekilinin siyah pasaportu, Çakarlı araba kullanması, mecliste nerdeyse bedava sayılan cüzi bir ücret ödeyerek yeme içme olanağı, lüks kuaför hizmetleri, havalimanı ve gümrüklerde Vip geçiş olanağı, bedava sağlık hizmetleri cabası. Birde bakıyorsun vekil Özlem Zengin aldığı kıyak maaşıyla kalkıp emekliye verilen bir aylık 20 bin lira maaşının 22,5 katını bir ayda alarak ahkam kesip asli unsur olan emekliler ile dalgasına sözler dillerine yakıştırmaları cabası!

Değişik Basından alıntılar Şubat 2026

İSARAİL'İN ULAŞMAK İSTEDİĞİ "BÜYÜK İSRAİL" İDEALİNE DOĞRU!

Türkiye-İsrail ile Gelgit İlişkileri ve İsrail'in İdali İsrail’in Gazze’deki yaptığı insan soykırıma varan insan katli ABD desteği ile y...