21 Şubat 2026 Cumartesi

AKP'Yİ SERT BİÇİMDE ELEŞTİREN AKP KURUCULARINDAN HÜSEYİN ÇELİK




AKP Kurucularından Olan Hüseyin Çelik

21 Ocak 2026’da diyor ki, partisi AKP’nin tek adam partisine dönüştüğünü, “Kendini restore etme ihtimali yok.” Dedi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni “Bize mahsus garabet" olarak niteledi ve MHP ittifakını ise “sarıldığı bitkiyi kurutan sarmaşığa” benzeterek sert biçimde partisini eleştirdi.

Medyascope'tan Emir Berke Yaşar'ın sorularını yanıtlayan Çelik, Gezi Parkı eylemlerinden, Ekrem İmamoğlu davasına ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne kadar birçok konuya dair açıklamalarda bulundu.

AKP için açıklamalarında: AK Parti bir kadro harekâtı olmaktan çıkıp tek adam partisine dönüşmüş durumda” der.

Hüseyin Çelik, AKP'nin mevcut durumunu şu sözlerle anlattı: “Üzülerek ifade etmeliyim ki, AK Parti'nin kendini restore etme gibi bir ihtimal yok. Çünkü AK Parti, bir kadro hareketi olmaktan çıkıp tek adam partisine dönüşmüş durumda. Başlangıçta partinin kurmay kadrosunda bulunan insanların yüzde doksanı zaman içinde tasfiye edildi. Parti'yi kurduğumuz zaman lideri, 'eşitler arasında birinci' diye tanımlamıştık. Dünyanın en yüksek tepesi Everest Tepesi'dir ama Everest oradaki varlığını ve duruşunu Himalaya Dağları'na borçludur. Himalayalar olmazsa Everest de orada olmazdı.” Diyordu.

Hüseyin Çelik şöyle sürdürdü eleştirilerini: “AK Parti'nin programı, son derece çoğulcu ve demokratik bir programdır. Ancak on yıldan fazla bir süredir bu program adeta rafa kalkmış durumda. Kuruluşta milletin partisi olarak kurulan parti, şu anda devlet partisi görünümündedir. Parti devletleşmiş, ne yazık ki devlet de partileşmiş durumdadır. Bugüne kadar parti içinden ‘fabrika ayarlarına dönün’ diyen herkese ‘ne demek fabrika ayarları?’ diye itiraz edilmektedir. Fabrika ayarları, partinin programıdır. Uygulanmayan bir program ölü metinler mezarlığıdır.”

Hüseyin Çelik: AİHM kararının uygulanması lütuf değildir, özgürlüklerin güvenliğe kurban edildiğini vurgulayarak: “AK Parti'nin kendisi olmaktan çıkmasının başlangıcı Gezi Olaylarıdır. O günden sonra özgürlük-güvenlik dengesi kayboldu. Özgürlükler, güvenlikçi kaygı ve politikalara kurban edildi. 2010 yılındaki Anayasa değişikliği çok iyi niyetlerle yapıldı. Ancak uygulamada denge ve denetim mekanizmaları ortadan kaldırılınca, siyasetin şeffaflığı ve hesap verebilirliği de ortadan kalktı. Partinin kendisini restore etmesi hem ülkede hem de partide gerçek anlamda demokratikleşme anlamına gelir ki, o da mevcut yapının işine gelmez.”

Çelik’in MHP sorumluluk yüklenmeden ittifakın içinde olmasına tepkisi…
Hüseyin Çelik, AKP'nin MHP ile kurduğu ittifakı sert bir dille eleştirdi ve MHP'yi “sorumsuz yetki kullanan” bir yapı olarak tanımladı. Böylece Çelik'in “sarmaşık” benzetmesi yaparak şunları söyledi: “Ben buna her zaman karşı oldum. AK Parti'nin sadece MHP ile değil, DEM Parti ile ittifak kurmasına da karşıydım. Din üzerinden ve etnisite üzerinden siyaset yapmayı her zaman tehlikeli bulmuşumdur. AK Parti, her bölgeden ve her etnik unsurdan homojen bir biçimde oy alıyordu. 2010'lu yılların başında bu konular gündeme geldikçe, MKYK'da, MYK'da -ki ben o zaman parti sözcüsüyüm -Türkçü siyasetle yakınlaşmamız hâlinde Kürtleri; Kürtçü siyasetle yakınlaşmamız hâlinde ise Türkleri kaybedeceğimizi hep söyledim. MHP, hangi merkez parti ile ittifak kurmuşsa kendisi avantajlı çıkmış, günün sonunda ise o partiye çok büyük zararlar vermiştir…

Bugün MHP, Cumhur İttifakı içinde ama hükümetin içinde değil. Herkesin bildiği bir şey var ki MHP, sorumluluk yüklenmeden her türlü etkinliği ve yetkinliği kullanıyor. MHP, özgül ağırlığıyla şu anda devlette ciddi anlamda söz sahibidir. AK Parti, MHP ile ittifak kurduğundan beri, bu kadar kötü bir muhalefet olmasına rağmen, sürekli oy kaybediyor. MHP'yi hep Arapça ismi ‘aşeka’ (aşk kelimesi buradan türetilmiştir) olan sarmaşığa benzetiyorum. Aşeka, kendisi büyürken sarıldığı diğer bitkileri kurutur.”

Hüseyin Çelik’in Ekrem İmamoğlu hakkındaki yorumu …
Hüseyin Çelik: “Adaletin terazisi şaştı mı, toplumda doğru hiçbir şey kalmaz. İmamoğlu'nun da başkasının da suç işleme imtiyazı yoktur. Hukuk, suç işleyen herkesin yakasına yapışır. Ancak İmamoğlu'nun yargılanmasında hem usulle ilgili hem de esasla ilgili birçok sıkıntı var. Ben davanın ne savcısı ne de hâkimiyim. Günün sonunda ben vicdanen İmamoğlu'nun ekibiyle birlikte yolsuzluk yaptığına, suç işlediğine kani olursam aldığı cezaya ‘oh olsun’ derim. Peki ya günün sonunda beraat ederse, bu yaşanan rezillikleri nereye koyacağız? İstanbul gibi bir metropolün belediye başkanı, iddialara dayalı olarak tutuklu yargılanmamalıydı. Gizli tanıklar, aleyhte delil oluşturma çabaları, davanın sürüncemede bırakılması ve daha birçok yönden bu dava sıkıntılıdır…

Sayın İmamoğlu, Cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıklamasaydı muhtemelen bu davalara muhatap olmazdı. Belki de şu an görevinin başında olurdu. Adil yargılama konusunda, kamuoyundaki birçok kimse gibi ben de vicdanen tatmin olmuş değilim. Hele diplomasının otuz küsur yıl sonra iptal edilmesi, utanç duyulması gereken bir durumdur. Türkiye'de üniversite camiasının muktedirler karşısındaki zilleti bugüne mahsus değildir. 60 darbesini alkışlayan, neredeyse Cemal Gürsel'in elini öpecek olan İstanbul Üniversitesi'nin o zamanki, üstelik hukuk profesörü olan Rektörü Sıddık Sami Onar'ın duruşu ile İstanbul Üniversitesi'nin diploma iptaline imza atan mevcut rektörünün duruşu arasında ilkesel olarak bir fark yoktur. Sayın Erdoğan'ın belediye başkanlığını düşürüp onu cezaevine gönderen yargı anlayışı ile bugünkü arasında da prensipte bir fark yoktur. Güç kimdeyse, yargı ve üniversite ona mı çalışacak? Biz yıllar yılı ‘Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü’ dedik. Bugün yaşananlar, tam da üstünlerin hukukunun işlediğini gösteriyor. Hukuk, siyasetin enstrümanı hâline geldi mi, orada tuz kokmuş demektir.”

Hüseyin Çelik, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemini eleştirmesi…
Çelik: “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi denen yapı, Türkiye'nin derdine deva olamamıştır. Bu sisteme geçildikten sonra başta hukuk devleti, adalet, demokratik standartlar, insan hakları, fikir özgürlüğü, basın özgürlüğü, şeffaflık ve hesap verilebilirlik olmak üzere her alanda katbekat geriye gidilmiştir. Ekonominin durumu zaten içler acısı. Bu sisteme geçildikten sonra tek bir göstergede bile bir iyileşmeden söz edilemez. Bu sisteme güya siyasî istikrar için gidildi. Sözüm ona Türkiye, bölük pörçük koalisyonların kucağına düşmeyecekti. Hani nerede? Parlamenter sistemde koalisyonlar seçimden sonra kurulurdu; şimdi seçimden önce kuruluyor. AK Parti, MHP, YRP, HÜDAPAR, BBP, DSP'den oluşan garip bir koalisyon var şimdi. Koalisyonun başında Sn. Erdoğan var ama koalisyonun ruhu MHP'ye teslim. Bu başkanlık sistemi, bize mahsus bir garabettir.” Diye açıklama yapar.

Hüseyin Çelik, “tek imza yetkisinin devleti kilitlediğini” dedi…
Çelik şunları dedi: “Bizde bütün büyükelçiler, rektörler, bütün üst düzey bürokratlar tek imza ile atanıyor. Hakkâri Millî Eğitim Müdürü'nü de Hatay Tarım İl Müdürü'nü de Yozgat Kültür ve Turizm İl Müdürünü de Sayın Cumhurbaşkanı tek imza ile atıyor. Bu kadar yetki ve sorumluluk bir insana yüklenmemeli. Yüklenirse ne olur? Bizdeki gibi devlet işlemez hâle gelir.”

Hüseyin Çelik, İktidarın Suriye politikasına da değindi…
Türkiye, Suriye'de bir tarafa ilan-ı aşk ederken, diğer tarafa aleni düşmanlık yaparak orada arabulucu olamaz" dedi ve ekledi: “Türkiye'de başlatılmış bir ‘Terörsüz Türkiye’ süreci var. Devlet, Parlamento, PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan'la görüşüp konuşuyor. Ancak ne gariptir ki, PKK'nın uzantısı olduğu ifade edilen SDG, YPG, PYD ile görüşmeyiz diyoruz...

Madem ki Türk ile Kürt kardeştir, kardeşlik hukuku neyi gerektiriyorsa onu yapmalıyız. Suriye'deki Kürtler, Türkiye'deki Kürtlerin akrabalarıdır. Dolayısıyla devletimiz bu bölge ile ilgili politikalar yaparken, Türkiye'deki Kürtlerle, Suriye'deki Kürtler arasındaki duygudaşlığı göz ardı etmemelidir. Bir yandan iç bünyeyi tahkim etmekten söz ederken, diğer yandan içeride yeni arızaların çıkmasına meydan vermemeliyiz.”

Hüseyin Çelik’in Erdoğan’a çağrı yapması…
Hüseyin Çelik, son olarak Erdoğan'a sorumluluk çağrısı yaparak AKP'nin kullandığı siyaset dilini “kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı ve gerginliği tırmandırıcı” olarak niteleyerek şöyle sesleniyordu: “İktidar, bir sorumluluk makamıdır. Herkesin söylemde yanlış yapma lüksü var ama sizin yoktur. Sayın Cumhurbaşkanı isterse, bir hafta içinde Türkiye'de pırıl pırıl bir siyaset dili oluşur. Siyasette nezaket, zarafet, barış içinde yarış artık hayal oldu. Siyasi partiler birbirinin düşmanı değil rakibidir. Bizde ne yazık ki siyaset, rekabet zemininde değil, husumet zemininde yapılıyor.” Diye çağrı yapar. 21 Şubat 2026 Selman Zebil 

Hiç yorum yok:

AKP'Yİ SERT BİÇİMDE ELEŞTİREN AKP KURUCULARINDAN HÜSEYİN ÇELİK

AKP Kurucularından Olan Hüseyin Çelik 21 Ocak 2026’da diyor ki, partisi AKP’nin tek adam partisine dönüştüğünü, “Kendini restore etme ihtima...