12 Ocak 2026 Pazartesi

CHP'DEN SEÇİLİP AKP'YE GEÇEN HASAN UFUK ÇAKIR ve İDDİA EDİLEN SABIKALARI

 

Hasan Ufuk Çakır, CHP’den AKP’ye Geçti Erdoğan'ın Posterine Bile Selam Verdi 

Hasan Ufuk Çakır, Seçmeni aldatarak bile vicdanen, kalben, fikren ve aklen AKP’den yanaydım, şimdi ise bedenen AKP’li oldum” dedi.

Hasan Ufuk Çakır: “Millete sordum, ‘Nereye geçeyim’ dedim, ‘AK Parti’ye geç’ dediler. Ben de milletin dediğini yapıyorum.” Diyerek CHP’yi AKP grup toplantısında gazetecilerin “neler söylemek istersiniz?” sorusuna CHP’yi ağır biçimde suçlayan yanıtı şöyleydi: “Çok mutluyuz, memlekete hizmet etmek için geldik. Haksızlığın, pisliğin, iftiranın karşısında durmak için geldik. Bu kadar, net. Namuslu CHP seçmenleri iftiracıların peşinde olmaz. Sahte Atatürk’lerine peşinde olmaz. Devletinin, bayrağının yanında olur. İngiltere'ye, Almanya'ya şikâyet eden bir ana muhalefet partisini ne bir CHP'li ne de Türk milleti tanımaz” der.

Bu yukardaki CHP’yi pislik olarak gösteren Hasan Ufuk Çakır’ın karıştığı “pislikler” oluşturan 13 ayrı olay kaydı arasında “Oto hırsızlığı, “kasten yaralama”, “tehdit”, “hakaret”, “konut dokunulmazlığını ihlal”, “iş ve çalışma hürriyetinin ihlali” gibi suç başlıkları olduğu belirtilen haberde “Hasan Ufuk Çakır’ın Adli Sicil Belgesi’nin standart bölümde “Adli Sicil Kaydı Yoktur” ibaresi yer aldı. Belgeye eklenen arşiv bölümünde, ancak geçmişte verilen ve infazı tamamlanan cezaları gösteren “Adli Sicil Arşiv Kaydı” bulunduğuna dair bilgiler, arşiv dökümleri polis kayıtlarında yer alan olayların bir kısmına ilişkin yargılamalar sonucunda verilen kesinleşmiş kararlar olduğu gerçeği bulunmaktaydı denilmektedir.

İşte bu gibi kişileri alıp bünyesine milletvekili seçtirme hatasının ürünüydü bu sözler!

Çakır hakkındaki mahkeme kararları şöyle açıklanmaktadır: “Mahkeme kararlarına göre, Mersin Asliye Ceza Mahkemeleri’nde görülen iki ayrı dosyada, 2012 yılında işlenen suçlar nedeniyle Çakır hakkında 10’ar ay hapis cezası verildi. Belgelerde, bu cezaların infaz süreçlerinin tamamlandığı kaydedildi. 2013 tarihli bir başka olay nedeniyle ise 3 ay 22 gün hapis cezası verildiği, bu cezanın ertelendiği belirtildi. 2010 yılına ilişkin suçlamalar nedeniyle Mersin Sulh Ceza Mahkemesi’nin iki ayrı dosyasında, Çakır hakkında ‘Kamuya yararlı bir işte çalışma’ cezasına hükmedildiği arşiv kaydına geçti. 2007 yılındaki eylemler nedeniyle verilen ve infazı 2015 yılında tamamlanan, toplam 6.000 TL tutarında adli para cezası da arşiv dökümünde yer aldı.”

CHP'den AKP'ye geçen Hasan Ufuk Çakır: “Ali Mahir Başarır, benim sabıkalı olduğumu söyleyerek benim adaylığımı engellemeye çalıştı. Bizim yörede ufak tefek kavga dövüş olur. Ben sabıkalı değilim. Adli sicil kaydı var, bu sabıka kaydı değil.” Der.

Hasan Çakır için Bülent Arınç: “Bir milletvekili son grup toplantımızda partimize katılışı akabinde yaptığı konuşma ve tavırlarını son derece yadırgadım; kendi adıma da mahcup oldum Eskiler bu gibi durumlar için tabasbus kelimesini kullanırlar. Günümüz için daha anlaşılabilir bir hale getirmek gerekirse, insan onuru ve şahsiyeti her türlü maddi ve manevi çıkarsan üstündür, diyebiliriz ağır eleştiri yüklemiştir. 12 OCAK 2026

25 Aralık 2025 Perşembe

TÜRK UYGARLIĞINDA KEÇE ve KEÇECİLİK SANATI

Türklerde Keçe ve Keçecilik Tarihi ve Üretimi

Keçenin ve keçeciliğin tarihi kaç yıllık olduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ancak keçe dokumasının ilk olarak M.Ö. 3. 4. Yüzyıllarda Orta Asya'da Ön Türklerden Hun, Göktürk ve oğuz boyları arasında üretildiği, kurganlarda (Tük mezarları) ortaya çıkan kalıntılardan anlaşılmaktadır. Keçe sanatı, Anadolu topraklarına Türk göçleri ile gelmiş, varlığını Anadolu Selçuklu Devleti döneminden itibaren sürdürerek günümüze taşınan bir sanat olayıdır.

Bir başka kaynaklarda, keçenin tarihi, M.Ö. 1200-1100 tarihine uzanan Hitit Kanunları ve Homeros'un İlyada adlı yapıtında yer almaktadır.

Tarihi kökenine bakıldığında büyük bir buluş olan keçe dokuması el sanatı olarak Türklerin geliştirdiğine dair kaynaklara göre keçecilik tarihi 3000 yıla kadar dayandığını yazarlar. Anadolu’da ise keçenin ve keçilik dokuma sanatının 10. ve 11. Yüzyıllarda Orta Asya’dan Anadolu'ya göçebe Türklerle birlikte girmiştir.

Keçe, Türklerin Orta Asya’nın doğa koşullarında sürüler ile konargöçer toplum olarak yaşamlarından dolayı yünden tepilerek sıkıştırılmasıyla oluşan bir tür kalın, su ve soğuk geçirmez bir dokumadır. Türklerde keçeden yapma “Yurt” adı verilen keçe çadırların en büyük özelliklerinden olan su, ısı, ışık ve ses geçirmezliğidir. Ayrıca mikrop ve böcek koğuculuğu ile önem taşır.

Orta Asya’dan Anadolu’ya getirilmiş, Anadolu’da Türk el sanatları olarak 11. Yüzyıldan itibaren yünlerden tepilerek üretilmiştir. Bu konuda en belirleyici kaynaklardan biri de Kaşgarlı Mahmud'un “Divan-ı Lügat-it-Türk” adlı ilk Türkçe yapıtında keçe deyimi orada ilk kez geçmektedir

Türkler keçeden içinde barınılan obalar (çadırlar) dışında birçok alanda kullanmışlardır. Bu işlemler arasında şapka, kepenek, evlerde sergide kullanılan ev eşyası, çeşitli süs eşyası, at eyerlerinde gibi alanlarda kullanılmıştır. Kafkas, Kırgız ve Kazak Türkleri keçeden bir tür resimde görüldüğü gibi “kalpak” adı verilerek kullanmaktadırlar.

Türkler arasında keçenin kullanım alanları, evlerde, çadırlarda yerlere serilen “yazgı” adıyla bilinen ev eşyası yapılması yanında, giyim ve süs eşyası olarak ta kullanıla gelmiştir. Ayrıca, eyer keçesi, süt keçesi, çobanların davar güderken karlı, yağmurlu ve soğuk havalarda giydikleri giysidir. Ayrıca kepenek yanında, başa giyilen başlık, ayağa giyilen çorap-çizme gibi alanlarda kullanılır.

Türklere ait en eski kurganlardan Pazırık Kurganı olmak üzere birçok kurganda keçeye rastlanılmakta, İskit ve Hun Türkleri başta olmak üzere Proto-Türkler'den beri Keçenin kullanıldığı yapılan arkeolojik bulgularla tespit edilmiştir.

Keçe denince Anadolu insanının aklına, koyunların yünleri kırkılarak elde edilen yünlerin keçeleşmesi için bu yünlerin ısı basınç ve nem altında tepilerek keçeleştirilmesinden meydana gelendir.
Yünden yapılan keçe, kolay kolay suyu emip içine çekmez. Ancak ortamdaki fazla nemi emer ve nem oranını doğal bir şekilde düzenler. Bir başka özelliği, ateşe karşı dirençli olup kolay kolay yanmaz. Ayrıca alerjik ortamların da olanak vermez. Dahi, bit, pire, akrep, yılan, karınca gibi birçok haşarat keçenin yanına yaklaşmaz.

Türkler keçeden yapılmış çadırlara “yurt” veya “oba” derler. Konargöçer yaşam sürdüren Türkler, Keçe çadıra bir başka, “dürüm ev” adını da vermişlerdir. Çünkü konargöçer Türkler bir yerden bir yere göç ederlerken derlenip toplanıp dürülen olmasından dolayı adına “dürüm ev” demişlerdir.

Bu dürüm evler soğuğa, sıcağa, yağışlara karşı dayanıklı olup, koruyucu özelliğini taşır. Bu bir adına yurt, bir adına da “dürüm ev” denen keçe çadırların içi kışın sıcak, yazın da serindir. Çobanların yağışlı ve soğuk havalarda giydiklerine “kepenek” denir. Hatta “yük keçesi” denilen keçede, konargöçerlerin bir yerden bir başka yere göç ederlerken eşyalar yaştan yağmurdan, pislikten korunsun diye içine eşya koydukları keçe çuvallar bile yaparlar.

Çeşitli desenlerle işlemeli süslerle donatılmış keçeler ile evlerde, çadırlarda sedir üzerine konanlara ve yere serilene de “yaygı” adı verilir.

Keçeden yapılan başlığa da “börk” denir.

Günümüzde genellikle Kazan Tatarları, Özbekler, Uygur Türkleri tarafından kullanılmaktadır. Hatta Uygur Türkleri keçe başlığı ulusal başlık olarak kabul ederler.

Elif Tacı-Ak Börk: Bilge kişi Hacı Bektaş'ın ak keçeden yapma başına taktığı başlığın daha sonra dönüşüme uğrayarak Bektaşi tarikatına bağlı yeniçeri ocağının başlığına dönüşmüştür. Ayrıca “taç” adı verilen, keçeden yapma şeyh ve dervişlerin giydiği başlık üzerinde destar ve dilimler ile bağlı olunan tarikatları belirler.

Yandaki oba (çadır) keçeden yapmadır...


Yandaki resimde görülen, keçeden başlık giyen Türk kadını


2 Aralık 2025 Salı

CHP TABANINDAN KENDİSİNE KARŞI ZITLIKLAR OLUŞTURAN KEMAL KILIÇDAROĞLU

CHP Tabanında Kendisine Karşı Zıtlıklar Oluşturan Son Video Mesajında Gösterdi ki, Sanki CHP’yi Kilitleme Hesapları Yapan Dil kullanmıştır.

Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 24 Kasım günü parmağını sallaya sallaya yayınladığı sosyal medya videosunda öyle ağır sözler etti ki, CHP daha da yenilendi, Kılıçdaroğlu kendini en düşük sevilere indirgedi. Hatta bir tür siyasal intiharını gerçekleştirdi. Bilinmez artık ama, sırtını iktidara dayayarak yeni bir parti bile kursa asla başarı sağlayamaz. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu, bir dönemi kötü bir biçimde sonlandırdı…

Kılıçdaroğlu konuşmasında iktidarın bütün tezlerini, CHP’ye ve toplumsal muhalefete ilişkin bütün suçlamalarını kabul eden bir tutum ilan etti. Böylece, Kılıçdaroğlu AKP lideri Erdoğan’a pas verdi, Erdoğan kendisine yollanan mesajı kaçırmadı. Fırsatı değerlendirdi ve “Bakın gördünüz mü, ne kadar doğru bir iş yapmışız. Sayın Kılıçdaroğlu da koyunlarında besledikleri yılanı gördü. Hırsızlık ve yolsuzluk yapanları, İmamoğlu ve arkadaşlarını suçluyor (mealen) diye açıklama yaptı.

Recep Erdoğan’ın gözünde artık, “Bay Kemal” gitti, yerini, “Sayın Kılıçdaroğlu” aldı.
Yalvar yakar gibi olup, iktidar yardımıyla yeniden CHP’nin başına geçmek hayalleri mi kurdu bilinmez ama bir daha asla CHP’liler yanında güveni hiç kalmadı…

Dahası, parmak sallaya salaya o video konuşmasında, Kılıçdaroğlu CHP’nin İmralı heyetine katılmamasını da eleştirdi. İnanılır gibi değil. Aynı Kılıçdaroğlu yaklaşık 2,5 yıl önce “6’lı masa” oluşumu sırasında HDP’ye selam vermekten korkuyordu.

İyice anlaşıldı, Kemal Kılıçdaroğlu gösterdi ki siyasi zekadan uzak bir çıkış yaptı, CHP’nin 2025’te Kasım 27-28-29 günlerinde başlattığı olağan kurultayının 29 Ekim günü İktidarın sözcüsü Sabah Gazetesine röportaj verip, tam manşetten yayınlanan partisinin yolsuzlukları olduğu iddiasını dillendirmesi gösterdi ki, “Ben siyasi stratejiden hiç anlamam, anladığım 14 yıl boyunca siyasetim, kendi partimin başkanlık koltuğumu kaptırmamı içime sindiremedim, yeniden ele geçirmek için basit strateji kurnazlığı ile uğraşıp, Erdoğan ve partisinin iktidarda kalmasını arzusu ile yanmaktayım” der gibi oldu.

Dönersek 13 yıllık parti başkanlığına, Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de ne kadar kötü giden sistem sorunu yaşanmasında etkin rolü olmuştur. Hiç kuşkusuz, şu var edilen sistem, Kılıçdaroğlu’nun attığı yanlış adımları sayesinde geçekleştirilmiştir...

Dönüp geriye bakıldığında, mühürsüz oyların kabulünü, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı gösterilmesinde, oy verenlerin ikinci bir oy verme ihtimali göz önüne alınarak parmak boyası kullanılmasının kaldırılmasında, Anayasaya aykırı ama “evet” diyeceğiz sözlerine bakıldığında resmen muhalefet lideri gibi görünüp, Erdoğan iktidarını sanki eş başkanlığını yapmış gibi durum ortaya koyuşu muhalefet ve daha çok düşmanca CHP karşıtı Sabah gazetesindeki manşetten anlaşılmaktadır.

Mehmet Ali Güller yazıyor…
Şöyle diyor: “Kılıçdaroğlu henüz kayyım atanamadı gerçi ama CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararı aldığı gün kararı eleştirerek “CHP İmralı’ya gitmeli” yayını yapması, misyonunu sürdürdüğüne işaret ediyor. Ki Kılıçdaroğlu daha önce “İmralı meşru bir organ değil” demişken, “Devlet Öcalan’la görüşmez” demişken, “Öcalan’la masaya oturmam” demişken!”


Recep Erdoğan’ın, “Bay Kemal, Bay-Baya Kemal” diyerek alaya aldığı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidara, “kontrollü muhalefet edeceğim, yanımda olun” işaretini vermektedir.

Selman Zebil-Antalya 2 Aralık 2025

Recep Erdoğan’ın, “Bay Kemal, Bay-Baya Kemal” diyerek alaya aldığı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidara, “kontrollü muhalefet edeceğim, yanımda olun” işaretini vermektedir.

28 Kasım 2025 Cuma

NORVEÇ steigan.no SİTESİNDEN ALINTIDIR


Polonya ve Türkiye, Ukrayna'yı, ipin asılmış adamı desteklemesi gibi destekliyor ile ilgili Paul Steigan-28 Kasım 2025

Polen og Tyrkia støtter Ukraina som repet støtter den hengte Av Pål Steigan -28. november 2025

Orjinali böyle başlıyor: EU revner, men hva kommer etterpå? Vi har begynt å se på mulige scenarier for hva som kan komme etter den totalitære direktivfabrikken i Brussel. I forrige artikkel pekte vi på tre underliggende «tektonske plater» som kan komme til syne igjen, eller som faktisk så smått har begynt å gjøre det: 

Erdoğan, kendisini adeta Kanuni Sultan Süleyman'ın
reenkarnasyonu olarak görüyor. 

AB dağılıyor, peki ya şimdi ne olacak? Brüksel'deki totaliter direktif fabrikasının ardından neler olabileceğine dair olası senaryolara bakmaya başladık. Önceki yazımızda, yeniden ortaya çıkabilecek veya gerçekten ortaya çıkmaya başlamış üç temel "tektonik plakaya" işaret etmiştik:

Habsburg monarşisinin dehşeti.

Polonya-Litvanya'nın gölgesi.


Osmanlı İmparatorluğu'nun dönüşü.

Bir okuyucumuz, Polonya ile Türkiye arasında zaten bir tür eksenin var olduğunu ve Rusya'nın Ukrayna savaşını kazanması durumunda bile bunun Rusya için sorun yaratabileceğini belirtti.

Okuyucumuz kesinlikle haklı: Polonya ve Türkiye, 600 yılı aşkın diplomatik geleneklere dayanan, ancak Rusya'nın 2022'deki Ukrayna işgalinden bu yana yeniden canlanan, giderek yakınlaşan bir "eksen" (genellikle stratejik ortaklık olarak anılır) geliştirdiler. Bu eksen, görünüşte NATO'daki ortak çıkarlar, Rus tehdidine karşı savunma, ekonomik iş birliği ve Doğu Avrupa'daki barış girişimleriyle ilgilidir. Her iki ülke de NATO'nun doğu ve güney kanatlarını oluşturur ve birlikte Avrupa'nın en büyük iki kara kuvvetine komuta ederler (Türkiye ABD'den sonra 2., Polonya ise 3. sıradadır), bu da onları güçlü bir ikili haline getirir.

Hem Polonya hem de Türkiye, NATO ve AB konusunda ikiyüzlüdür. Her ikisi de eski ilişkileri canlandırmak ve sürdürmek için bu durumdan faydalanmaktadır. Polonya-Litvanya, günümüzde Batı Ukrayna olarak bilinen bölgeyi uzun süre kontrol etmiş, Osmanlı İmparatorluğu ise günümüzde Rusya ve Güney Ukrayna olarak bilinen bölgenin bazı kısımlarını kontrol etmiştir. Bu, Kırım Hanlığı (1478'den itibaren) gibi vasal devletler ve 17. ve 18. yüzyıllarda güney ve doğudaki doğrudan işgaller aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Kapsam, Güney ve Doğu Ukrayna ile sınırlıydı; özellikle Kırım, Karadeniz kıyıları ve bozkırlarla (Budjak ve Yedisan dahil). Osmanlı kontrolü yaklaşık 1475'ten 18. yüzyılın sonuna kadar sürmüştür.

Erdoğan'ın şu ana kadar yaptığı en akıllıca hamle, Türkiye'yi aynı anda tüm taraflarla görüşebilen tek büyük güç olarak konumlandırdı:

Rusya ile: Gaz, S-400, Suriye bölümü.
ABD ile: NATO üyesi, İncirlik, F-16 satışı.
Çin ile: Türkiye üzerinden Kuşak ve Yol demiryolu.

Arabistan ile: Katar ittifakı + Müslüman Kardeşler.

Avrupa ile: Hala göç anlaşması + gümrük birliği (AB dağılsa bile Almanya'nın hala Türk otomobil parçalarına ihtiyacı var) Kaos içindeki Avrupa'da Türkiye bir anda en vazgeçilmez oyuncu haline geliyor. AB gerçekten dağıldığında ne olur? Türkiye'nin dört gerçekçi "toprak gaspı"

Bosna darbesi: Türkiye, Hırvat-Boşnak ayrılığını destekliyor, Saraybosna'da Türkiye yanlısı bir hükümet kuruyor ve Bosna'yı fiili bir vasal haline getiriyor (Kuzey Kıbrıs gibi).

Bulgar azınlık baskısı: Türk azınlıkları + DPS partisini kullanarak Bulgaristan'ı "özel ilişkiye" (enerji, askeri üsler, gümrük serbestisi) zorluyor.

Yeni Konstantinopolis rüyası: Yunanistan ekonomik olarak çökerse, Türk şirketleri Ege Denizi'ndeki adaları ve altyapıyı yavaş ama emin adımlarla satın alacaklar.

Büyük ödül: Batı Ukrayna veya tüm Karadeniz kıyıları, Rusya doğuda kazanırsa ama yorgun düşerse veya ilerleyişi diplomatik oyunla durdurulursa, Türkiye kendisini Odessa bölgesinin ve Kırım Tatarlarının "koruyucusu" olarak konumlandırabilir ve onlara Boğazlar ile Karadeniz'in kontrolünü sonsuza dek verecek yeni bir Montrö Sözleşmesi talep edebilir.

Montrö Sözleşmesi, Türkiye'ye İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın kontrolünü veren ve savaş gemilerinin geçişini düzenleyen 1936 tarihli bir anlaşmadır.

Sözleşme, Türkiye'ye boğazlar üzerinde tam kontrol sağlıyor ve barış zamanında sivil gemilere serbest geçiş hakkı tanıyor. Karadeniz ülkelerine ait olmayan savaş gemilerinin geçişini kısıtlıyor. Sözleşmenin şartları, özellikle Sovyetler Birliği'nin Akdeniz'e askeri erişimi konusunda, yıllar boyunca tartışmalara yol açtı.

Polonya ve Türkiye'nin ızgarada pişirilebilecek kendi sosisleri var...
Polonya kendisini yanlış anlaşılmış ve küçümsenmiş büyük bir güç olarak görüyor. Türkiye ise kendisini, Osmanlı İmparatorluğu'nun galipler tarafından paylaşıldığı 1918 Versay Antlaşması'nın kurbanı olarak görüyor ve Erdoğan da bir neo-Osmanlıcı.

İki ülke Ukrayna'yı desteklerken, öncelikle kendi çıkarlarını düşünüyorlar. Pasta yeniden paylaşıldığında ve yeni sınırlar çizildiğinde masada olmak istiyorlar.

Ukrayna'yı, asılmış bir adamı destekleyen ip gibi destekliyorlar.

Kaynak: Steigan.no 

17 Kasım 2025 Pazartesi

ETKİN PROPAGANDA ve PROVAKATÖRLÜK

 PROPAGANDA ve PROVAKATÖRLÜK

Propaganda veya yaymaca ile birçok sayıda insanın düşünce ve davranışlarını etkilemek amacını taşıyan önceden iyi planlanmış birçok mesajlar bütünüdür. Propaganda tarafsız bilgi sağlamak yerine, yalana dayalı ama inandırıcı bir biçimde kendi kitlesini etkileyecek yalan ile gerçekleri harmanlayarak bilgi sunmaktır. Genellikle politikada; siyasetçiler daha çok "seçim kampanyası sırasında seçim propagandası" veya bir kişinin veya kişilerin çıkar ilişkilerini  güçlendirmek için iktidarların da desteğiyle kullanılır. 

İyi yetiştirilmiş bir kışkırtıcı (provokatör) 
ise hedef toplumun içine iyice zuhur eder, yerleşir. Kendini katıksız topluma kabul ettirir. Toplum şâhsa iyice inanır, güvenir duruma gelir. Din ile ilgiliyse hedefteki toplum dini kullanır; karşı toplumu dinsizlikle suçlar durur. Topluma her şeyi yaptırabilecek hale geldiğini hissettiği zaman kışkırtıcı propagandayı devreye sokar, kitleleri harekete geçirir... (Sivas’ta Cuma camiinden çıkıp Madımak otelindeki masum insanları ateşe verdikleri gibi, dahi Diyarbakır’da çocukları ve kadınları siteme karşı sokaklara döküp kolluk kuvvetlerine taş attırdıkları gibi)

Kışkırtıcı propagandacı, amaca ulaşmak için her yol mubah sayar... Bir ülkeyi devirebilir; bir ülkedeki siyasi sistemi devirebilir (Ukrayna’da ve Gürcistan’da turuncu adı verdikleri devrimler gibi. Daha sonra Irak'ta, Suriye'de, Mısır'da, Libya'da olanlar) Buna uygun zemin ve zaman kollanılır. Hedef ülkenin geçiş dönemleri en olgun gün olarak hesaplanır. Mesela bunlar, ekonomik kriz, işsizlik artması, dini düzen isteği, türban, ezan, etnik istenişler, hak ve özgürlükler, insan hakları vs. gibi buhranlı zamanlar iyi fırsatlardır...

Hedef toplumda cahiller, çabuk olaylara heyecanlanan, tez kızan kitleler kurban seçilir. Yıkıcı faaliyetler için sokaklara öfkelendirilmiş kitleler hâkim olmaya başlar, hâkim devlet emniyet güçleri çaresiz kalır... Yabancı ajanlar 1979’da Çorum’da, Kahramanmaraş’ta Alevi vatandaşların üzerine Ülkücüleri böyle kışkırtmıştır... Bu olayla da bolca kardeş kanı dökülmesine sebep Alman istihbaratının ve CIA’ nın elleri olduğu bilinmektedir...

Etkin şayia propagandalar...
Kamuoyu oluşturma da propagandanın en önemli unsuru insandır...
Nabız gıdıklayıcı tatlı sözler, belirli bir fikrin yüz yüze sohbetlerde yapılandır. Bazen de, sinsice olan, hedef ülkenin insanlarının kafalarını karıştırıp bulandırma, kahvehanelerde, toplantılarda, genelde lafa karışıp o değil den, ortaya ulu orta atılan dedi-kodu şayia propaganda sözlerin çevrede bulunanların anlayacağı biçimde yayılarak yapılan propagandalardır.

Bu tür şayia propagandalar, insan unsurunun bir amaç için toplandığı yerler (camiler, dernekler vs.) propaganda yapılarak tahrik edilirler (1993 Sivas olayları gibi) cemiyet halindeki insanlar, dışarıdan gelecek tehlikeler varmış gibi tahrik edilerek ayaklandırılır; camiden çıkanları cinayet işlemelerine yönlendirilirler.

Bir milletin sürekliliği uyanık olunmaktan geçer. Süreklilik için istihbarat çok önemlidir. Kötü niyetli kışkırtıcı propagandacıların planını ivedi davranıp bozmalı. Muhtemel bir eyleme geçmeden bertaraf edilmeli, halkı bu konuda bilgilendirilmelidir...

Nizami olmayan savaşlar etkin propagandanın ürünüdür...
Örneğin savaş türlerinden biri, bir milletin milliciliğini, çağrıştıran tarihi destanlarında geçen kutsiliği olan objelerinden bazı, “Ergenekon, Kumpas, Oğuzlar, Atabeyler” ve benzeri gibi adların çete ilişkileri içinde göstermek propagandanın bir parçasıdır, amaç bir milletin yetişen gençliğini geçmişine duyarsızlaştırmaktır... Türkler destanî kavimlerden biridir. Milletler destanlarıyla yaşarlar... Öyleyse destansı övülesi geçmişini unutturmak için, geçmişine leke sürülerek işe başlanılır...

Hedef ülkede asker-sivil karmasından suçlular yaratılır. Suçsuzlarla suçlular bir birlerine karıştırılır. Halk tarafsız gözle olayları T.V-gazete-dergi gibi iletişim araçlarından takip eder. Birkaç suçlunun yanına yüzlerce yurtsever suçsuz insanları oturturlar; sürekli yanıltıcı yalan, uyduruk suçlar isnat edilir, gizli tanıklar yaratılır, birilerini konuştururlar, doğruluğunu halk kavrayamadan beyni bulandırılır. Amaca ulaşıldığında halk, suçluyu suçsuzlardan ayırt edilemez hale gelirmiş olur. Böylece amaca ulaşılmış olunur...

Nizami olmayan savaşın taktik stratejisi...
Hedef ülkeyi mağlup etmede ille de nizami savaş gerekmez. Hedef ülkenin savaşsız çökertilmesinde taktik strateji gayri nizami savaştır. Bir ülke savunmasında kullanılan askeri güç, çok yönlü nedenlerle etkisiz kılınabilir (Irak’ta olduğu gibi) Önceden alınan tedbirle, birçok nedenlerle dağıtılmış askerin yerini dolduracak, dayanma gücü, önceden yetiştirilmiş iyi eğitilmiş özel kuvvetler yeraltından komuta ederek, dağılmış erinden en yüksek subayına kadar yurtsever sivillerle karma direniş güçleri oluştururlar...

Ordunun nizami olmayan savaş yapabilecek kabiliyette bazı kişileri eğiterek mukavemet olarak elinde tutması bir tür tedbirdir. Elbette bu düzen içinde bazı kötü niyetliler olabilir ama sonuç olarak bunu TSK kökünü kurutmaya kadar vardırmak altında başka niyetler aranır, milli amaca hizmet için verilen eğitimler saptırılabilir...

Stratejide kuraldır: “Düşmanı dost yaparak onu yok etmektir” Farkında ve yetenekli olmalı, uyumamalı, düşman her zaman gözü açık görmeli. Tarihte: “Türkler hep yarı uyanık yatırlar” olarak bilinirler. O zaman Türk vatandaşları olarak uyanık olmalıyız ve argümanları iyi çözümlemeliyiz. Çobanı bizdenmiş gibi görünebilir, ama o başkalarının hesabına çalışabilir. O çobanın önünde sürü gibi güdülen koyun olmamalıyız...

Psikolojik savaşta strateji...
Psikolojik savaşlar kışkırtma taktiklidir, entrika, desise, hile her şey mubah sayılır... Bu tür savaşlar, topla, tüfekle, donanımlı askerlerle göğüs göğse süngüyle falan yapılan savaşlara benzemez. Bu tür savaş; birçok türleri olan savaşların en tehlikelisidir. Akla dayanır savaş biçimindir; düşmanınız belirsizdir. Dost bildikleriniz; en güvendikleriniz bir gün gelir karşınıza düşman olarak çıkar, şaşırtabilir sizi...

Normal savaşlarda korunmak, gizlenmiş olmak; her halde düşmanı tanımakla, ona nasıl müdahale edeceğini bilirsin. Nasıl savunmada olacağını da bilirsin. Sonuçta savaşı ya kazanırsın ya da kaybedersin...

Devletler her zaman psikolojik savaşlara karşı tekbirli olmalıdır...
Psikolojik savaşta düşmanını tanımıyorsun. Ortada düşman yok; tank, top, tüfek yok olduğunu bilirsin dolayısıyla tekbirsiz kaldığın için bu savaşın kaybedeni olursun farkına bile varmadan...

Psikolojik düşük yoğunluklu savaşlar; hedef ülkenin sokakları güvensiz hale getirmekle başlar. Ülkede karışıklık yaratmak, korku salmak, toplumu canından bezdirmek, malına mülküne zara vermek, kap kaç olaylarını yaygın hale getirmek, toplum taşıma araçlarını kundaklatmak, özel araçları kundaklamak, caddelerdeki dükkânların camlarını kırmak gibi şeyler. Öğrencileri bir birleriyle kavgalı hal yapmak; üniversiteleri kargaşa ortamına çekmek, ülkenin değişik yerlerinde bombalar patlatmak vs...

Bu işleri yapanların fikir babaları hep geri planda olup, öne hep cezayı ehliyeti olmayan çocukları sürerler... Bunu yapanlar yerli işbirlikçileri görünenler olabilirler. Geri planda İşi yabancı istihbarat ajanları planlarlar, işletmesini yerli işbirlikçilere devrederler...

Korku kültürü; amaç kitleleri korkutarak sindirmektir. Normal vatandaşların devletten beklediği güvenlik, en temel hakkı olan can güvenliğidir. Can güvenliğinde çekincemesi olan halk, devletine güven duymaz hale gelir. İşte psikolojik savaşın kazanılmasında en güçlü hedeflerden birisinin kazanılmışlığı olur... Son söz, ülkeye bu olumsuz günleri yaşatmaya çalışan, bizden görünen, ancak bizim yıkımızı isteyn, başka mecralara çekmekte olan güçlerden uzaklaştırılmalıdır ülke...
Selman Zebil

9 Ekim 2025 Perşembe

ESKİ AKP'Lİ HÜSEYİN KOCABIYIK NEDEN TUTUKLANDI



Eski AKP milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın 7 Ekim 2025’te Tutuklanışı
Eski AKP İzmir Milletvekili olan Hüseyin Kocabıyık, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği suçlamasıyla sabah saatlerinde Ankara’daki evinde gözaltına alınarak Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilerek tutuklandı...

Hüseyin Kocabıyık, tutuklanma kararımdan sonrası şu açıklamayı yapar: “Beni kimse cezaevine atarak susturamaz. Bu ülkede Anayasa'yı tanımayan hakimler ve savcılar var. Biz anayasal ve demokratik hukuk devleti için ülkemiz ve milletimiz için eskisinden daha fazla mücadele edeceğiz. Ben zaten tutuklanmazsam daha kötüydü. Bu benim için nişane.” Diyerek onurluluk sergilemiş olur.

Hüseyin Kocabıyık, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’ne verdiği ifadede hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Kocabıyık’ın şöyle dedi: “Ben bütün hayatım boyunca kamuya açık bir insanım. Herkesin tanıdığı insanım. Genç yaşlarda Çiller’in hükümet danışmanlığını yaptım. Bir kanaat önderi olarak görev yaptım. Aşağı yukarı 30-35 yıllık hayat çizgisidir. Bir an bile bu küçük çizgiden sapmadım. Ben anayasal devlete inanan birisiyim. Bu Türk milletinin varlığı içindir. Hukukun üstünlüğüne inanırım. Bunların yıpranması halinde Türk milletinin bekasının tehlikeye gireceğini düşünürüm. Devletin anayasal tehlikeye gireceğini düşündüğümde herkesi eleştiririm. Tweetlerime ‘uyarıyorum’ diye başlamışımdır. Hiçbir makamı aklımdan geçirmemişimdir. Ben devlet bilen bir insanım. Devlet başkanlığını eleştirmem.

Yürütmenin başı olan insanı anayasa dışı, hukuk dışı gelişmelerden sorumlu gördüğüm için uyarıcı eleştirilerimi yapmışımdır. Tweetlerimde de ‘uyarıyorum’, ‘tavsiye ediyorum’ diye başlar bitiririm. Bu benim bir aydın olarak, yazar olarak hakkım değil görevimdir. Görev yaptım. Bunu yaparken kimsenin onurunu incitmedim. Kimseyi kişiselleştirmedim. Tamamıyla hayatımın merkezini temellendirdiğim, hayatımın merkezinde olan anayasal devletteki aksaklıkları bir siyasetçi ve aydın olarak eleştirmektir. Bunun dışında hiçbir şeyi kabul etmiyorum. Serbest bırakılmamı talep ediyorum.” Diye savunmasını yapar.

Hüseyin Kocabıyık, AKP’li olduğu döneme ilişkin çok çarpıcı açıklamalar yapar.
Kocabıyık: “AKP herkese bir şey dağıtıyor. Bana da verdiler. Eşimi vali yapmışlardı. O zaman iki bakan arkadaş beni arayıp ‘Seni nasıl ayağından çiviledik’ diye espri yapmıştı. Birtakım şeylere itiraz ettiğim için de geri aldılar. Sistem bu. O nedenle susuyorlar” demişti.

Kocabıyık, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alındığı gün şu paylaşımı yapmıştı: “Recep Tayyip Erdoğan, geleceğin yer burası mıydı? Biz bunlar için mi mücadele ettik? Bunun için mi mahkemelerde süründük yıllarca? Sen aslında kendine darbe yaptın haberin yok!” diye mesaj vermişti.

Ayrıca Kocabıyık, 19 Mart 2025’teki paylaşımında ise Erdoğan'ın olası adaylığına dairde: “İmamoğlu dışarıya çıkmadan Erdoğan aday olamaz. Birbiriyle bağlantılı” demiştir. Paylaşımdan 3 gün sonra yani 22 Mart 2025’te kesin ihraç talebiyle AKP Merkez Disiplin Kurulu'na sevk edilen Kocabıyık, 26 Mart 2025 tarihinde ise partisinden ihraç edildi. 7 Ekim 2025 tarihinde "Cumhurbaşkanına hakaret" ettiği iddiasıyla tutuklandı.

Partiden ihraç edilmesini Kocabıyık, X hesabından yaptığı bir paylaşımla kararı eleştirdi. Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan ile 1999 yılında Pınarhisar Cezaevi’nde çekilmiş fotoğrafını paylaşan Kocabıyık, şu sözlerle sitem etti: “Burası Pınarhisar Cezaevi. Bu fotoğrafın içinde o gün hukuksuzluğa, haksızlığa uğrayan Recep Tayyip Erdoğan var. Erol Olçok var, Hayati Yazıcı var, başımızda dikili gardiyan var ve ben varım.

Hüseyin Kocabıyık, 1999’da Pınarhisar Cezaevinde Erdoğan ile
Hüseyin Kocabıyık, 1999’da Pınarhisar Cezaevinde Erdoğan ile

Kısaca Hüseyin Kocabıyık Kimdir?
16 Ocak 1963 günü Konya’da doğumlu olan Hüseyin Kocabıyık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Bölümü mezunu oldu. Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde mastır derecesi aldı. Hüseyin Kocabıyık, 2015-2018 yılları arasında AKP İzmir Milletvekili olarak TBMM'de görev aldı. 9 Ekim 2025

7 Eylül 2025 Pazar

BEYŞEHİR GÖLÜNDE YOK OLMA TEHLİKESİ TAŞIYAN BALIK TÜRLERİ

 


Beyşehir Gölünün Kurumasına Neden Olan Tehditler
Doğa Derneği, GEF Küçük Destek Programı desteğiyle Beyşehir Gölü Havzası’ndaki Nesli Tehlike Altındaki Balık Türlerini Koruma Projesi kapsamında yaptığı alan araştırmaları boyunca soyu tehlike altındaki balık türlerine yönelik tehditleri belirlemeye çalışmıştır. Yerel türlere yönelik tehditlerin en başında göle sonradan aşılanan türlerden olan sudak (Sander lucioperca) yöredeki adıyla levrek ve dişli balık olarak bilinen Sudak etçil bir balık türü olması nedeniyle gölde yaşayan diğer otçul balık türlerini yemesi ile yok olmasına neden olmuştur. Bir diğer yandan sudak, ekonomik getirisi nedeniyle yerel balıkçıların salt kazanmak uğruna vazgeçemeyeceği bir tür av balığı durumunu almıştır.

Günümüzde soyu tehlike altındaki balıklardan nadiren görülebilenleri sudak gibi göle aşılanan yabancı türler nedeniyle göle akarak ulaşan akarsulara kaçmış ve buralara sığınarak yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır.

Dahi, ayrıca 2000’li yılların başında göle aşılanmış olan gümüş balığı da çoğalarak büyük sürüler oluşturması ve zooplankton ve balık larvalarını yiyerek beslenmeleri nedeniyle gölü larva aşamada yaşam olanı olarak kullanan balıklar için büyük tehdit oluşturmaktadır.

Bölge balıkçılarının başka bir sorunu ise elektroşokla avlanmalarıdır. Bu avlanma yöntemi yalnızca bölge doğası ve canlı çeşitliliği için değil, insan yaşamı için de ciddi bir risk oluşturmaktadır. Balıkların aşamadığı setler, barajlar, deşarj ve sulama kanalları, tekstil fabrikası ve kanalizasyon atıkları göl ve gölde yaşayan balık türleri üzerine diğer tehditler olarak gözlenmektedir.

Böylece Beyşehir Gölü, değişik kaynaklardan gelen balıkların aşılanması nedeniyle, yabancı türlerin yerli balıklar için artan tehdidi altına sokulmuştur. Sudak adlı balığın nedeniyle yerli balık türleri ve göldeki diğer yerli canlı çeşitliliğin yok olmasına neden olmuştur. Son yıllarda Beyşehir gölünde ve gölü besleyen derelerdeki yabancı türler nedeniyle; Pseudorasobra parva, Knipowitschia caucasica ve Alburnus escherichii yerli türler üzerine olumsuz, ölümcül etkilerin arttığı gözlenmiştir. Son yıllarda gölün su seviyesi, gölü besleyen yüzey ve yer altı sularının kullanımı nedeniyle önemli derecede düşmüş olup, göl nerdeyse tamamen otlanıp bataklığa dönüşmüştür. Buda gölde suyun azalışından, güneşin gölün tabanına kolayca ulaşışından dolayı güneşi gören yerlerde ot ve sazlık alanlar otlanarak suyu boğmaktadır.

Son olarak 2025 Ağustos ayına gelindiğinde gittikçe gölün su seviyesi düşerek otlanmaya başlamıştır. Ayrıca gölü besleyen yüzey ve yer altı sularının kullanımının artması nedeniyle de önemli biçimde göldeki su dengesi düştükçe düşmüştür. Genelde yöre insanının ana geçim kaynakları tarım, hayvancılık ve balıkçılıktır. Özellikle tahıl ve baklagiller üretimi yaygındır. Göl Beyşehir halkının evlerinde içme amaçlı olduğu gibi sulama amaçlı da kullanılmaktadır. Gölün güneydoğusunda yer alan Beyşehir Kanalı ile önce Suğla Ovası’na giden göl suları, buradan da Apa Barajı’na aktarılarak Çumra Ovası sulamasında kullanılmakta ve hatta Tuz Gölü’ne bile drene edilmektedir.

Beyşehir Gölü Havzasında Soyu Tükenme Tehlikesinde Olan Balıklar

Yağlı Balık (Pseudophoxinus anatolicus) IUCN kategorisi: EN (Endangered)-Tehlike altında Dağılım: Türkiye’de Ereğli, Beyşehir ve Suğla Gölleri’nde ve bu göllerin havzalarındaki derelerde bulunur. Beyşehir Havzası’nda ve Suğla Havzası’nda hala bulunmaktadır. Büyükçay kaynağı, İlırmak Deresi, Küçükdere (Yenişarbademli) ve Şarkikaraağaç Salur Deresi bilindiği yerlerdir Popülasyonu: Bu türün nüfus eğilimleri hakkında veri bulunmamaktadır fakat bölgedeki birçok tehdit nedeniyle en iyi tahminle yavaş yavaş azaldığı görülmektedir. (Freyhof, 2014). (İlhan ve diğer., 2014).

Beyşehir Sirazı (Capoeta mauricii)
Beyşehir Şirazı (Capoeta mauricii) Soyu tükenmekte olup Kırmızı Liste Kategorisi: EN (Endangered)-Tehlike altındadır. Bu türün dağılım alanları: Beyşehir Havzası, Melendiz (Ihlara Vadisi) ve Karaman Yeşildere akarsularında kaydedilmiştir (Freyhof, 2014d).

Beyşehir Gölü’ne dökülen dereler ile Derebucak Çayı’nda yaygındır. Ayrıca Suğla Gölü’ne dökülen soğuksu kaynakları ile Gökçehüyük Göleti Çarşamba Kanalı, Apa Baraj Gölü, Sarıöz, Soğuksu ve Üstünler Çayları, Hüyük Mutluköy Göleti’nde ve Yeşildağ yakınlarında da bulunur (Küçük ve Gülle, 2014).


Beyşehir Şirazı (Capoeta mauricii)

Göle sonradan atılan ve oldukça çoğalan etçil yabancı bir tür olan sudak balığının getirilmesiyle Beyşehir Gölü’ndeki nüfus 1990’lı yılların sonlarına doğru çökmüştür. Bu türün neslinin tükenmiş olduğu düşünülüyordu ancak daha sonra Beyşehir Gölü’nün kollarında ve Melendiz ve Yeşildere akarsularında yaşayan küçük nüfuslar bulunmuştur. Beyşehir Gölü’nden bolca çıkan ekonomik değeri olan bir zamanlar önemli bir ticari türdü.

Bir zamanlar gölcül olan bu tür göle akan akarsularda üremek için, gölden uzaklaşmış, akar sulara sığınmıştır. Soyu tükendi sanılsa da salt göle akarsularda bulunmaktadır. Çok nadiren göllerde de bulunur Akıntılı ve bol oksijenli soğuk suları tercih etmekle birlikte, ılık ve durgun sulara da uyum sağlayabilen balıklardır. (Freyhof, 2014d). (Küçük ve Gülle, 2014)

Yağ balığı (Pseudophoxinus anatolicus)
Beyşehir Gölünde bolca çıkan Yağ Balığı olarak bilinen türün bölgede eti sevildiği için bu tanınırlığı almıştır. Bu nedenle popülasyonları üzerindeki etkisi yüksektir. 1970’li yıllara kadar bu balık türü, Beyşehir Gölü’nde oldukça bol bulunmakta olup bölgede en önemli bir ticari türdü. Artık çok nadir olması nedeniyle bugün ticari bir önemi kalmamıştır. Hala Beyşehir gölünün batı kesimlerindeki avlaklarda pek yoğun olmasa da avlanılmaktadır. Yaşam alanları ise, yoğun bitki örtüsü olan, durağan veya yavaş akan dereler ve göller.


Yağ Balığı (Pseudophoxinus anatolicus)

İç Anadolu göl balıklarının doğal avcıları yoktur. Sonuç olarak, yabancı bir avcı türler göle atılmasıyla ortaya çıkan etçil avcı balıklar için küçük yerli türler hızla biçimde yok oluyorlar. Beyşehir Gölü’nden bu türlerin tamamen nerdeyse soylarının yok olduğu gözlemlenmektedir. Bir yandan da gölün kurumasına doğu suların çekilmesi de büyük etkili olmaktadır. Ne yazık ki, bir daha üreyip çoğalmaları, korunmaları için bir güç artık yoktur. Ancak dere yataklarında kalan az miktarda olan balıklar için korunmalıdır.

Beyşehir Çöpçü Balığı (Oxynoemacheilus atili)
Beyşehir çöpçü balığı (Oxynoemacheilus atili) Soyu tükenmekte olup, Kırmızı Liste Kategorisi: NT-Tehlike altına girmeye yakındır. Bu balık türünün de Anadolu’ya özgü (endemik) olup Beyşehir Gölü’ne su akan derelerde ve Akdeniz Havzası olan Manavgat drenajında yaşarlar. Beyşehir Gölü’nün kıyısal alanları ve göle yavaş akan derelerin temiz bölgelerini tercih ederek oralarda yaşarlar. Türün en önemli yaşam alanı Beyşehir yakınlarında bulunan tarihi Eflatun Pınar olmaktadır. Araştırmalara göre bu türe ait nüfus verisi elde yoktur, ancak yayıldığı bütün derelerde bol ve yaygın olarak bulunurlar. Bu tür Beyşehir Gölü’ne akan 15’e yakın derede ve Manavgat nehrinde hala çok miktarda bulunmaktadır. (Freyhof, 2014j).


Beyşehir Çöpçü Balığı (Oxynoemacheilus atili)

Bu türün yaşam alanları, yavaş ve orta akışları olan suları tercih ederek yaşamakta. Bu türün tehlikeye girmesi, suyun azalması ve doğa değerinin bozulması türün yok olmasına başlıca nedendir. Tüm akarsularda hala bol miktarda bulunmakla birlikte akarsulardan su çekilmesi nedeniyle su sıkıntısı yaşanmaktadır. Hala akar sularda bulunması yanında gittikçe yaşam alanlarının daralmasına, suların çekilmesi ve yabancı avcı türlerin (etkileri bilinmemektedir) yaşam alanlarını istila etmesi nedeniyle yavaş yavaş azalmaktadır.

Kaya balığı (Gobio microlepidotus)
Kaya Balığı (Gobio microlepidotus) yok olmak üzere olduğu için Kırmızı Liste Kategorisi, VU (Vulnerable) bunmaktadır. Kaya Balığı Beyşehir Gölü’ne akan derelerde yaşamakta olup, çoğunlukla göle akan Eylikler, Üstünler, Sarıöz, Soğuksu, İlırmak ve Bozkır Çayı ile Çarşamba Kanalı, Eflatun Pınar kaynağında ve Suğla Gölünde yaşamaktadır.


Kaya Balığı (Gobio microlepidotus)

Üremesi konusunda ise eskisi gibi olmayıp, giderek nüfus yoğunluğunda düşmektedir. Ekonomik değeri: ise düşük değerli bir besindir. Yaşam alanları, kum ve çakıl altındaki yavaş akan veya orta derecede hızlı akan sularla, çok yoğun olan su bitkisi alanlarında yaşama tutunurlar. Bu balık türünün yaşamına tehdit, yaşadığı akar suların önlerine barajlar kurulması ile suların çekilmesi soyu, bir daha geriye dönüşümü olmayacak biçimde kaybolmaktadır. Ayrıca doğal yaşam alanı olan göle atılan etçil sudak balıkları tarafından yenir olması da yok olmasına neden olmaktadır. Bu göle sonradan atılan yabancı sudak balığı ve diğer yabancı türler göle sahip olduklarından bu balıklar ise çoğunlukla gölde kalırken bu türlerde gölden uzaklaşarak daha çok akar sulu derelerde yaşama tutunmuşlardır…

Yılanbalığı, Taşısıran (Cobitis bilseli)
Yılanbalığı (Cobitis bilseli) olan bu tür de Kırmızı Liste Kategorisi: EN-Tehlike altında bulunmaktadır. Beyşehir Gölü’nün kuzeydoğusuna doğru uzanan Sarıöz ve Sarıçay derelerinde ve Soğuksu ve Üstünler Çaylarında, Beyşehir göl çıkışındaki Çarşamba Kanalında, Seydişehir Suğla Gölü’nde de yaşamaktadır.


Yılanbalığı, Taşısıran (Cobitis bilseli)

Yılanbalığının üremesi ise yukarda adı geçen bütün bölgelerde oldukça bol bulunur ve var olan çoğunluk eğilimleri tam bilinmemektedir. Bu balık belirli bölgede yaşamı tehdit altındadır ve nüfus oranı tam olarak bilinmemektedir. Yılanbalığının ekonomik değeri ise balıkçılar için pek değeri olmayan bir türdür. Yaşam alanları ise, gölde veya bol suyu akan kumlu ve çakıllı, bol yoğun bitki örtüsüne olan derelerin tabanlarında yaşamayı severler.

Yılanbalığı türü, yaşadığı akarsuların ve kanallar kirlenmesi yaşamlarını tehdit etmektedir. Ayrıca göle atılan yerli, göle özgü olmayan sudak balığı nedeniyle göldeki yerli balık çeşitliliğinde azalmalar olmasının nedeni olmuştur. Yaşayanlar da etçil dişli sudak balığından kaçarak daha çok sudak balığının gidemediği kıyılara ve akar derelere sığınmışlardır.

Son yıllarda yabancı türler Pseudorasobra parva, Knipowitschia caucasica ve Alburnus escherichii adlı balık türlerinin yerli Beyşehir Gölü balık türlerinin bulunduğu derelerdeki nüfus türlerini artırdığı ve ayrıca yerli türler üzerine etkileri bilinmemektedir.

Yılanbalığı (Cobitis battalgili) 
Yılanbalığı (Cobitis battalgili) Kırmızı Liste Kategorisi: EN (Endangered)-Tehlike altında! Bu türün Beyşehir havzasında bulunan kuzeyinde Çeltek Deresi, doğusunda Eflatun Pınarı Deresi, güneyinde İlırmak Deresi diye üç dere bulunmaktadır.

Ayrıca Akdeniz Havzasında Manavgat Deresi’nde bulunur. Türlerin yaşama karşı sürekli azalmaktadır. Halk arasında ekonomik değeri ise pek yoktur. Yaşam alanları ise çakıllı, kumlu, balçıklı alanlarda yaşama tutunurlar. Yani, balçıklı, kumlu yataklardan akan su ve yoğun su altı bitki örtüsü arasında yaşamayı sever. Beyşehir havzasındaki orta derecede kirlenmiş derelerde doğal olarak yaşayabilmektedir.


Yılanbalığı (Cobitis battalgili)

Koruma eylemleri: Bu türler için halihazırda herhangi bir koruma faaliyeti bulunmamaktadır. Bölgenin korunması, su kaynaklarının yönetimi ve yabancı türlerin artışına yönelik farkındalık ve bunun kontrolü önerilen faaliyetlerdir. Ayrıca, bu türün dağılımı bazı saha araştırmalarıyla daha iyi aydınlatılmalıdır (Freyhof, 2014f).

Kızılkanat, Kababurun (Chondrostoma beysehirense)
Kızılkanat Balığı (Chondrostoma beysehirense) Kababurun olarakta bilinen bu balık türü Kırmızı Liste Kategorisi: EN (Endangered)- Tehlike altındadır. Bu tür, salt Anadolu’daki Beyşehir Gölü’ne akan üç akarsudan Sarıöz kanalı, Soğuksu ve Üstünler Çayları ile Suğla Gölü olarak bilinmektedir. (Freyhof, 2014e ve Küçük ve Gülle, 2014).

Bu türün üremesi çok düşüktür ve salt içeriye doğru akan akarsularda görülürler. Türün Beyşehir Gölü havzasında görüldüğü ve 1954 yılında birileri tarafından göle atılan yabancı tür olan sudağın yüzünden dolayı Beyşehir Gölündeki yerli balıklar arasında çok büyük bir balık türlerinin yok olarak çöküşünü hazırlamıştır. Beyşehir halkı için ekonomik değeri olup, Beyşehir Gölünde yaşayan bu balık ticari bir türdü.


Kızılkanat Kababurun (Chondrostoma beysehirense)

Kızılkanat balığının yaşam alanları, orta derecede hızlı akan, suyun berrak ve genelde vejetasyon olan akıntılarda yaşar. Su çıkarma sondajların ve su akan derelere barajlar yapılması oraların su tutması yanında iklim değişikliği, yağışların azalması yüzünden ciddi kuraklıkla birlikte, göle atılan yabancı türlerin baskısı bu türe büyük tehdit olmuştur. Artık çok geç kalınmış, türün, göle sonradan atılan sudak balıklarının istilası sonucu bir daha yeniden üreyip çoğalması çok zordur, bu tür için aktif bir koruma söz konusu değildir artık.

Yararlanılan Kaynak: Freyhof, 2014e). 2014 yılında Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi işbirliği ile üretilen kızılkanatlar göle salınmıştır. 

Dişli Sazancık Balığı (Aphanius anatoliae)
Dişli Sazancık Balığı (Aphanius anatoliae) Bir başka adı da yosun balığı olan bu tür, Kırmızı Liste Kategorisi: NT (Near Threatened)- Tehlike altına girmeye yakındır. Yaşam alanı ise, Anadolu’da endemik (yör3eye özgü) olan bu türün Beyşehir ve Eğirdir gölleri ile bu göllerin havzalarındaki durgun akarsular, kaynak sularında bulunur.


Dişli Sazancık Balığı (Aphanius anatoliae)

Beyşehir Gölü Havzası’ndaki Eflatun Pınar kaynağında ve gölün kıyısal alanlarında yaygın olup Büyükçay Kaynağı, İlırmak Deresi’nde de yaşadığı bilinmektedir. Üremesi ise, birçoğu bölgedeki pek çok tehdit nedeniyle yok olma eğilimindedir. Halk arasında da bu türün balıkçıların avladıkları türden değildir.

Dişli Sazancık Balığın yaşam alanları ise, temiz, iyi oksijenlenen akış halindeki tatlı sular, kaynaklar ve kaynakların oluşturduğu küçük gölcüklerde yaşarlar. Su çekilmesi ile, akarsuyun ve kaynakların kuruması, kurutulması bu türe yönelik büyük tehditlerdir. Yine bu tür, dışarıdan getirilen, Beyşehir Gölüne atılan sudak (Sander lucioperca), gümüşi havuz balığı (Carassius gibelio), sivrisinek balığı Gambusia sp. ve gümüş balığı (Atherina boyeri) türlerinden de etkilenmekte olup, şu anda sivrisinek balığının dağılımı, Beyşehir yöresinde düşük kış sıcaklıklarının artması ile gelecekte ki iklim değişikliği ile bölgede bu sivrisinek balığının çoğalma ve dağılım alanının artmasına neden olacaktır.

Hitit yağ balığı (Pseudophoxinus hittitorum)
Hitit Yağ Balığı (Pseudophoxinus hittitorum) IUCN kategorisi: EN (Endangered)- soyu tükenme tehlikesi altındadır. Bu tür Beyşehir Gölü’nün doğusunda bulunan Eflatun Pınar Deresi’nde ve Beyşehir Gölü’nün güneyinden akan Bakaran Deresi’nde ve Yeşildağ’da bulunan Deliktaş Kaynağı bulunmaktadır. En yaygın olduğu bölgeler ise Eflatun Pınarı, gölün batı kıyılarındaki kaynak suları ve Derebucak Çayıdır.


Hitit Yağ Balığı (Pseudophoxinus hittitorum)

Bu türün üremesi ve eğilimleri hakkında derinlemesine bir veri bulunmamaktadır, ancak bölgedeki birçok tehdit nedeniyle kuşkusuz yavaş yavaş azalarak yok olacağı biliniyor. Yetiştiği alanlar, yoğun bitki örtüsü olan dereler veya temiz, soğuk kaynaklı suları olan dereler tarafından beslenen ırmaklarda bulunur. Suların çekilmesi, barajlar tarafından akar suların önünün kesilmesi, sularda kirliliğin artması, iklim değişikliğine bağlı olarak yağışların git gide azalması bu tür için başlıca tehditlerdir. Selman Zebil 8 Eylül 2025

Yararlanılan Kaynaklar:
Burçin Feran, Itri Levent Erko
E. Bayçelebi, D. Turan, B. Japoshvili, 2015. Fish Fauna of Çoruh River and Two First Record for Turkey. Turkish Journal of Fisheries and Aquatic Sciences (15). pp. 783-794.

Doğa. 2018. “Diverse and Fragile: Turkey’s Wetlands” Doğa Derneği, İzmir. (Yayınlanmamış rapor)

J. Freyhof, 2014c. Pseudophoxinus hittitorum. The IUCN Red List of Threatened Species 2014: e.T19449272A19849689. http://dx.doi.org/10.2305/IUCN. UK.2014-1.RLTS.T19449272A19849689.en. Downloaded on 08 July 2017.

F. Küçük, İ. Gülle, “Beyşehir Sirazbalığı (Capoeta mauricii)’nın Yayılış Alanı, Korunması ve Geliştirilmesine Yönelik Yaklaşımlar.” 2. Balıklandırma ve Rezervuar Yönetimi Sempozyumu. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Eğirdir Su Ürünleri Arş. İstasyonu Müdürlüğü, 20-22 Mayıs 2015, Eğirdir

Eastern Mediterranean. Cambridge, UK, Malaga, Spain and Gland, Switzerland: IUCN. xiv+132pp.

D. Turan, M. Kottelat, S. Engin. 2009. “Two new species of trouts, resident and migratory, sympatric in streams of northern Anatolia (Salmoniformes: Salmonidae). Ichthyological Explorationof Freshwater” Journal, 20, 333-364.

D. Turan, M. Kottelat, Y. Bektaş, 2011. “Salmo tigridis, a new species of trout from the Tigris River, Turkey (Teleostei: Salmonidae)”. Zootaxa 2993: 23-33.

D. Turan, M. Kottelat, S. Engin, 2012. The trouts of the Mediterranean drainages of southern Anatolia, Turkey, with description of three new species (Teleostei: Salmonidae). Ichthyological Exploration of Freshwaters 23: 219–236.

D. Turan, M. Kottelat, S. Engin, 2014a. Two new species of trouts from the Euphrates drainage, Turkey (teleostei: Salmonidae). Ichthyological Exploration of Freshwaters 24 (3): 275-287.

İSARAİL'İN ULAŞMAK İSTEDİĞİ "BÜYÜK İSRAİL" İDEALİNE DOĞRU!

Türkiye-İsrail ile Gelgit İlişkileri ve İsrail'in İdali İsrail’in Gazze’deki yaptığı insan soykırıma varan insan katli ABD desteği ile y...